Çeçen cinayetleri ve istihbarat reformu

Zeytinburnu’nda sokak ortasına üç Çeçen bir saldırgan tarafından yakın mesafeden açılan ateşle öldürüldü. İlk bilgilere göre saldırıda küçük kalibreli bir silah kullanılmış. Öldürülenler diaspora da ki Çeçen direnişçilerinin liderlerinden. Saldırının niteliği ve 2008’den beri yaşanan diğer Çeçen infazları göz önüne alındığında, cinayetlerin profesyoneller tarafından işlendiği izlenimi oluşuyor. Zaten Çeçen toplumu da bunu açıkça dile getiriyor. İki temel iddia söz konusu. Birincisi FSB yani (bilinen eski adı ile KGB) Rus istihbarat teşkilatının Çeçen direnişçileri doğrudan infaz ettiği. Diğeri ise Rus yanlısı Çeçenistan’da ki Kadirov rejiminin adamları tarafından yine Rusya’nın desteği ile bu saldırıların gerçekleşiyor olması.

Nereden bakarsanız bakın bu cinayetler uluslararası bir istihbarat operasyonu kokuyor. Ayrıca son yıllarda Türkiye’de çeşitli kanallar tarafından yürütülen Kadirov propagandasından bağımsız olduğu da pek düşünülemez. Türkiye her ne kadar devlet mekanizmaları çerçevesinde Ecevit’in meşhur Rusya ziyaretinden beri Çeçen bağımsızlık direnişine destek vermeyi kesmiş olsa da, Türkiye’de gerek ciddi oradan Çeçen diasporası olması gerekse muhafazakâr kesimin Çeçen direnişine olan desteğinin devam etmesi, Rusya’nın ilgisine her daim mahzar olmaktaydı.

Görünen o ki, Kremlin son yıllarda direniş etkisini büyük ölçüde yitirmiş olsa da Rusya jeopolitiğinde muazzam bir öneme sahip olan Çeçenya’ya yönelik en ufak tehditleri bertaraf etmek için elinden gelen her şeyi yapmaktan çekinmiyor. Bu anlamda Türkiye üzerinden gelebilecek tehditleri iki koldan yok etmek istiyor. Birincisi diasporada örgütlenen Çeçen direnişçilerin fiziksel olarak imhası ikincisi ise Türk kamuoyunda Çeçen davasının unutturulması.

Zeytinburnu’nda olduğu gibi Çeçenlerin nasıl imha edildiğini açıkça görebiliyoruz. Ancak kamuoyunun nasıl formatlandığını görmek ise daha fazla dikkat istiyor. Bunun içinde Kadirov rejimi tarafından kimlerin nasıl Çeçenistan’a davet edildiğini, nasıl makaleler yazdırıldığına bakmak gerek. Ayrıca Diyanet’in de bu işlerde kullanıldığını görmek üzücü.

Tabi Çeçen meselesi bizi ilgilendirmez diyebilirsiniz. Meseleye İslam kardeşliği ya da Türk Çeçen kardeşliği gözü ile de bakmayabiliriz, ancak; Türk-Rus jeopolitiğinin iddiaları itibari ile eninde sonunda karşı karşıya geleceği gerçeğinden hareketle “Çeçen Davasında” biraz daha fazla devlet aklına ihtiyacımız var gibi.

Jeopolitiği bir kenara bıraktığımızda meselenin diğer bir yönü ise eğer bilinçli bir tercih değilse sokak ortasında Türkiye’ye sığınmış insanlar yabancı servisler tarafından infaz edilirken, bizim istihbarat örgütlerimiz ne iş yaparlar sorusu. Bu sorunun sadece Çeçen infazları üzerinden değil diğer bir çok mesele itibariyle de gayet meşru olduğunu düşünüyorum.

Büyük devlet olma iddiasında ki Türkiye’nin artık bir an önce istihbarat servislerini kapsamlı bir reformdan geçirmesi gerekiyor. Hakan Fidan’ın tezinde de işlendiği gibi iç-dış istihbarat ayrıştırması, ve farklı birimleri bir çatı altında toplayacak bir kurumsallaştırmaya acil ihtiyacımız var. Ayrıca daha da önemlisi yeni Türkiye vizyonunu benimsememiş ve sindirememiş isimlerin bu kurumlardan acilen tasfiyesine.

Kaynak: Can Acun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir