Çeçen Davamız (Muhsin Yazıcıoğlu’nun kaleminden)

“Gece kurt yavrularken dünyaya gelen” yiğit Çeçen halkının haksızlığa ve sömürüye karşı verdiği şanlı mücadele 450 yıldır sürüyor. Dört bin yıllık vatan topraklarında 450 yıl süren onurlu savaşın şanlı mücahitleri hiçbir dönem bağımsızlıklarından, karakterleri olan özgürlüklerinden vazgeçmediler. Çünkü Çeçenleri anaları kartal yuvasında emzirmişti.

Tıpkı İmam Mansur, İmam Gazi Muhammed, İmam Hamzad, İmam Şamil ve İmam Boysgar gibi Çarları ve Çariçeleri deli ettiler.

1918-1921 yılları arasında yükselttikleri bayrak ile “Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti”ni kurup yaktıkları ateşten korkan Stalin’in insanlık dışı sürgününe rağmen ışıkları sönmedi Çeçenlerin.

780 bin yüreğin çarptığı sürgün yolu Sibirya steplerinde 425 bin canın toprağa düşmesiyle sonuçlandı. Ama kök yiyerek açlıktan kıvranmaktan, taşların suyunu içerek susuzluktan bezmediler 13 yıl sürgünden…
Dünyadaki gelişmeler yüzünden Türkiye dışında akrabaların, kardeşlerin olduğu gerçeğinin seslendirilmesinin bile yasak olduğu günlerde 1944 ile 1957 yılları arasında sürgünde; Sibirya’da, Kazakistan’da doğan Çeçen kardeşlerimiz bugün Kafkas dağlarında yine özgürlük savaşı veriyor.

1944 ile 1957 yılları arasında sürgünde doğan Çeçenler gibi aynı yıllarda Anadolu’da, Türkiye topraklarında doğan Türk gençleri akrabaları Çeçenlerle beraber “Ya İstiklal ya ölüm” parolasıyla tanışıyorlardı. Çünkü, sabah kükrerken aslan kurt yavrularının isimlerini Kafkas Dağlarıyla, Anadolu bozkırlarında aynı anda koymuştu. Aynı anda okundu kulağımıza ezan… “Halk için, vatan için yetiştirmişti analarımız… Onlar tehlikede olduğunda yiğit kesildik” diyen ülkücü gençlik ile Çeçen mücahitler aynı dönemin yiğitleridir.

Bugün de aynı mücadelenin menzilinde kesişiyor yolları…
Cahar’lar, Aslanbekler, Zelimhanlar, Leça’lar, Abdullah’lar, Şamil’ler ve Kafkas Dağları’nın Yalnız Kurtları’nın yürekleri “Bağımsız Çeçenistan” için “Birleşik Kafkasya” için atarken, Anadolu coğrafyasında, Türk Dünyası’nda “Yaşasın Dünya Türklüğünün Bağımsızlık Savaşı… Yaşasın Türk-İslam Birliği” nidaları damarlarımızdaki kanda dolaşıyor.

Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadarki muhteşem coğrafyada esen İstiklal rüzgarı Hazar Denizi’ni kabartırken demir perde eriyor Kafkas coğrafyasında derin kökleri olan Çeçen halkı 1989’da bir milyonuncu çocuğunu dünyaya getirdiğinde biz Ankara’da dua ediyorduk. Komünist diktatör Stalin’in ocağına incir ağacı dikmeye kalkıştığı 780 binden 355 bine düşürmesine rağmen soyunu kurutamadığı asil Çeçen halkı, Türk’ün Ergenekon’dan çıktığı gün olan 21 Mart’ta, Nevruz gününde bir milyonuncu çocuğuna kavuşmuştu.

Cohar Dudayev adında gece kurt yavrularken doğan yiğidin öncülüğünde yükselen özgürlük bayrağı, Boris Yeltsin’i dize getirmişti. Ancak El-Kaide bahanesi ile Afganistan’a giren Amerika’nın işgaline karşılık enerji koridorunun sahibi Çeçenya emperyalizmin masa başında çizdiği plana kurban edilmiştir.
Vahabilik mesajı ile İslam dünyasından ayrılmak istenip Usame Bin-Ladin ile ilişkilendirilmek istenen Çeçen halkı neredeyse terörist ilan edilmeye, ABD’nin 11 Eylül’üne karşı denge kefesine konmaya kalkışılmıştır.

1949 yılında imzalanan Cenevre Anlaşması’nın bütün maddelerinin çiğnendiği Çeçenistan’da sadece savaş suçu işlenmiyor, insanlığın yüz karası soykırım uygulanıyor.
Bir milyon Çeçen nüfusunun 250 bini hunharca katledilmiş, geride kalanlar evlerini yurtlarını terketmek zorunda kalmışlardır. Bununla yetinmeyen Rus vahşeti Kafkas dağlarında sürek avına çıkmışcasına hergün Çeçenleri vurmaya, işkenceye devam etmektedir.

Dünyanın ne yazık ki seyirci kaldığı bu katliama merkezi Moskova’da bulunan Memorial İnsan Hakları Örgütü bile “vahşetin durdurulması” için feryat etmektedir.
Türkiye’de yaprak kıpırdasa dünyanın dört bir yanından gazeteciler ordusu gelip terör örgütü PKK üyeleriyle bile görüşebilirken Çeçenistan’a bir tek gazeteci girememekte, hür dünyanın gözleri önünde katliam sürerken BM diye bilinen Birleşmiş Milletler Teşkilatı Kafkas Dağları’na sırtını dönmektedir.

Sorunlu bölgeler olarak bilinen dünyanın çeşitli yerlerine “Barış Gücü” gönderen BM’nin Çeçen direnişini terör örgütü olarak nitelendirmesi insanlık tarihine kara bir leke olarak geçecektir.
Çeçenistan’daki cihadın komutanlarının dünya kamuoyu önünde her fırsatta dile getirdiği “koşulsuz barış” teklifleri Rusya tarafından reddedildiği gibi, çığlıklara dünyanın bir çok ülkesi de kulaklarını tıkamaktadır.

Cohar Dudayev’den başlayarak Selimhan Yandarbiyev, Arslan Mashadov, Abdülhalim Sadullayev gibi seçilmiş devlet başkanlarının art arda şehit edilmesi insanlık tarihinde rastlanmayan zulümdür.
“Çeçenistan’da barış istiyoruz. Hiçbir ön koşula bağlı olmaksızın gerçek bir barış, hemen şimdi!.. Gerçek bir barış, hemen şimdi!..” diyen Abdulhalim Sadullayev’in teklifinden hemen sonra katledilmesi Rusların amaçlarını açığa çıkarmıştır. Dünyanın en önemli stratejik coğrafyasına sahip olan Çeçenistan’da barışın, insan haklarının istenmediği, son Çeçen direnişçisinin şehadetine kadar katliamın devam edeceği anlaşılmaktadır.

Unutulmamalıdır ki “zalimin zulmü varsa, mazlumun da ahı vardır.” Cenab-ı Allah’ın hesabı küresel emperyalistlerin hesabından üstündür.

Başta Türkiye, Türk Dünyası ve İslam aleminin Çeçenistan’daki vahşete daha fazla göz yummayacağına inanıyorum.
Çeçenistan direnişinin şanlı komutanlarından, Türkiye’den giderek cihada katılan Abdullah’ın sözleri kulaklarımızda çınlıyor: “Bizleri unutmadığınıza inanmak istiyoruz.”
Dünya sizi unutmuş olsa da Türkiye’nin, Türkiye’deki Çeçen dostlarının, mazlum milletlerin mücadelesini vermekte olanların varlığına inanın.

Çeçenistan’ı unutmak, insanlıktan vazgeçmek, aynaya bakamamak demektir.

Yaşasın Bağımsız Çeçenistan… Yaşasın Birleşik Kafkasya…

Kaynak: Muhsin Yazıcıoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir