Bağımsızlığın Hukuksal Temeli

Bağımsızlığı onaylayan Rus anayasası

Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nin ilk anayasası l0 Temmuz 1918’de kabul edildi. 1921-1922 yıllarında Çeçenistan Kızıl Ordu tarafından işgal edildiğinde bu anayasa yürürlükte olmakla beraber “işgalci iktidarın temel yasası” olarak uygulanmadı. Bu anayasanın 2. maddesinde şunları belirtiyordu:
“Rusya Sovyet Cumhuriyeti özgür ulusların özgür birliği üzerine, Sovyet ulusal cumhuriyetler federasyonu olarak kurulmaktadır.”
Bu madde Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti(RSFSC)’ni uluslararası hukuka uygun olarak “cumhuriyet” biçimine sahip ve “Sovyetler” tarafından yönetilen değişik ulusların bir federasyonu olarak tanımlamaktadır. Anayasa 8. madde ise birliğe katılma özgürlüğünden bahsetmektedir:

“Bununla birlikte, gerçek anlamda özgür ve gönüllü, dolayısıyla da tam ve sağlam bir Rus uluslar emekçi birliği yaratmak için III. Rusya Sovyetler Kongresi ‘Rusya Sovyet Cumhuriyetleri’ federasyonu için köklü temeller oluşturmakla sınırlanmaktadır. Bu arada her ulustan köylü ve işçilere kendi yetkili Sovyet kongresinde bağımsız karar alma olanağı da vermektedir. Hangi koşullarda federal hükümete ya da diğer federal Sovyet kuruluşlarına katılacaklarına kendileri karar verecektir.”

Bu, Çeçenistan dahil, federasyonu oluşturan cumhuriyetlerin bağımsızlık ve egemenliklerinin onaylanması anlamına gelir. Bu, kendisini federal biçimde organize eden “tek devlet” anlaşması değil, bazı amaçlara ulaşmak için birleşme anlaşmasıdır. Anayasada da kabul edildiği üzere, bu anlaşmanın nedeni, birleşen değişik ulusların ortak amaçlarına ulaşmalarıdır. Bu örgüt ise gerçekte bölgesel bir organizasyon ya da “Birleşmiş Ulusların Küçük Bölgesel Örgütü” dür. Ayrıca, sözkonusu edilen özgür kararın, özgür biçimde oluşturulmuş hükümet organlarınca değil, ulusal Sovyetler Kongresi’nce alınması gerektiği vurgulanarak, doğrudan doğruya özgürlüğe karşı çıkılmaktadır.

Bunu izleyen diğer bir sorun, anayasada ayrılmanın ön görülüp görülmediğidir. 49. maddede birliğe katılma ve birlikten ayrılmanın Rusya Sovyetler Kongresi ve Rusya Merkez Komitesi’nin yetkisi dahilinde olduğu belirtilmektedir. Sözkonusu maddede “Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyetler bünyesine yeni üyelerin kabul edilmesi ve Rusya Federasyonu’nun çeşitli kuruluşlarından ayrılmanın kabulü”ndan bahsedilmektedir. Birincisi, Çeçenistan birliğe özgür iradesiyle değil, Rus Çarlık İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla bağımsızlığını yeniden kazandıktan hemen sonra, Kızıl Ordu tarafından işgal edilerek zorla dahil edilmişti. Bu, hukuksal açıdan 1918-1922 yılları arasında hiçbir zaman RSFSC’nin bir parçası olmadığını gösterir. İkincisi, eğer Çeçenistan birliğe özgür iradesiyle katılsaydı, diğer uluslarla birlikte egemen, bağımsız ulus ve “Sovyet Cumhuriyeti” statüsüne sahip olarak RSFSC’nden ayrılma hakkından yararlanabilirdi. Eğer Çeçenistan Rusya Federatif Sovyet Cumhuriyetleri’nin 1918’de birliğe katılan bir parçası olarak görülseydi, özgürce buna katılma ve ayrılma hakkına sahip olurdu. Fakat Çeçenistan birliğe kendi isteğiyle katılmamış ve birlikten ayrılması önlenmiştir. Gerçekte Çarlık İmparatorluğu, “Rusya Merkez İcra Komitesi” adı altında yeni bir biçim kazanmıştı.

Başlangıçta kendisini proletarya ya da emekçi diktatörlüğü olarak tanımlayan bir diktatörlük oluşmuştu. Gerçekte ise bu tür diktatörlüğü kabul eden Komünist Parti azınlıktaydı. Bu komite, 20 Ocak 1920’de Çeçenistan ve İnguşetya’yı, RSFSC’nin bir parçası olan Dağlık Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler bünyesine ilhak kararı almıştı. Böylece Kızıl Ordu, 1921-1922 yıllarında Çeçenistan’ı zorla işgal ederek yeni imparatorluğun kararını yerine getirmişti. 20 Kasım 1922’de Çeçenistan’ı Dağlık ÖSSC birliğinden ayırarak RSFSC bünyesinde özerk eyalet haline getirdiler. Çeçenistan’ın RSFSC’in zorla bir parçası haline getirilmesinden sonraki statüsü, yalnızca ezilen bağımsız egemen ulus ve uluslararası hukukun yargı yetkisi altında ezilen bir devlet olarak tanımlanabilir.

Serbestiyet altında dayatma

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, yalnızca RSFSC’nde değil, Moskova’daki Komünist Parti’nin ve Kızıl Ordu’nun ulusal özgürlük, eşitlik ve güvenlik gibi yalan umutlarla yönetimleri aldatarak kurdukları bir birlikti. Ukrayna ve Belorusya’dan başka Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’ın da dahil olduğu Kafkas Ötesi ülkeleri birleştirmek amacını taşıyordu. 1922’de SSCB’nin oluşumuna ilişkin 30 Aralık 1922′ de kabul edilen Birlik Anlaşması şu özelliklere sahiptir:
Bu anlaşma, RSFSC’ni oluşturan ulusların da sahip olduğu RSFSC’ne benzer bir yapıyı izlemektedir. Fakat bunu RSFSC’ne benzer biçimde gerçekleştiren “Birlik Anlaşması” başlığı altında, anlaşmayla oluşan gerçek bir uluslararası bölgesel kuruluş, küçük bir Birleşmiş Milletler Örgütü oluşmaktadır. Birliğin uluslararası karakteri, Birlik Anlaşması’nın önsözünü oluşturan Birlik Deklarasyonu’nda belirtilmektedir. Birlik Deklarasyonu şunu vurgulamaktadır:
“Nihayet, sınıfsal doğası gereği enternasyonal olan Sovyet yönetimi, Sovyet Cumhuriyetlerinin emekçi kitlelerini sosyalist bir ailede birleşme yoluna yöneltmektedir.”
‘Ama Rus İmparatorluğu’nu yeniden kurma niyeti Birlik Deklarasyonu’nun şu cümlesiyle gösterilmiştir:
“Tüm bunlar, birlik oluşturan Sovyet Cumhuriyetlerini tek bir devlet kurmaya zorunlu kılmaktadır.”

Bu imparatorluk varsayımlarını Birlik Deklarasyonu, birliği birleşmiş devletler olarak değil de “yeni, tek bir birleşik devlet” olarak tanımlayarak çözümlemiştir. Deklarasyon RSFSC’den tek bir birleşik devlet olarak söz etmektedir.
Diğer birlik devletleri şunlardı: Ukrayna SSC, Belarus SSC ve Kafkas Ötesi SFSC (Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan).

Deklarasyon, SSCB’ni yukarıda sayılan ve birlikten ayrılma hakları bulunan cumhuriyetlerin oluşturduğu bir birlik olarak kabul ediyordu. Ayrılma hakkı 4. maddede daha açık bir biçimde şöyle belirtiliyordu:

“Birliği oluşturan her devlet birlikten serbestçe ayrılmak hakkına sahiptir”.

Deklarasyon, RSFSC’ni federatif cumhuriyetlerin birliği olarak tanımlayan anayasal bir ayak oyununa yardımcı oluyor, bunun sonucunda da onun statüsüne ya da kuruluşuna ilişkin her hangi bir yorum yapmıyordu. Ne Birlik Anlaşması, ne de Birlik Deklarasyonu, RSFSC’ni kuran ulusların ne katılma ne de RSFSC bünyesinden özgürce ayrılma haklarını kısıtlıyordu. RSFSC’yi oluşturanlar hukuksal ifadelerle birlikten ayrılma haklarını koruyorlar, RSFSC’den ayrıldıklarında da SSCB’nden otomatikman ayrılmış sayılıyorlardı. Dolayısıyla Deklarasyon, Çeçenistan’ın kendi arzusuyla RSFSC’ne katılması durumunda bile, 1922 yılında RSFSC’nin SSCB olmasından sonra da RSFSC’den ayrılma hakkını hukuki olarak saklı tutmaktadır.

1923 Anayasası’nın hatırlattıkları

6 Temmuz 1923 tarihli SSCB Anayasası gerçekte 1922 tarihli Birlik Anlaşması’nın tekrarından ibaretti. Birlik Deklarasyonu’nun önsözünden ve özellikle anlaşmanın kendisinden oluşuyordu. Birlik Anlaşması yeni versiyonunda egemen ulusların eşitlik bazında kendi arzularıyla katılımını onaylarken, her devletin serbestçe birlikten ayrılma hakkını saklı tutuyordu.
Birlik Deklarasyonu ve anlaşma, Rusya Sosyalist Federatif Sovyetler Cumhuriyetleri(RSFSC)’ni, sözde bir tek ulusu temsil eden SSCB bünyesinde birleşik bir devlet olarak tanımlayarak ilerideki anayasal oyunlara temel hazırlıyor, dolayısıyla da kurucu egemen uluslardan söz etmiyordu. Ancak anlaşmanın 15. maddesi, Birlik Konseyi ile birlikte RSFSC’nin Uluslar Konseyi’nde temsil edilen özerk toprakların haklarını tanıyor ve SSCB Merkez İcra Komitesi’ni oluşturuyordu. Bu komite, Sovyet kongrelerinin oturum aralarında geçen sürelerde SSCB’nin yüksek yönetim organını oluşturuyordu. Bu hakkın tanınması, “Çeçenistan’ın SSCB bünyesi dahilinde aynı statüye sahip olması ve bu statünün kendisine SSCB yüksek yönetimine katılma hakkını” vermesi anlamına geliyordu. Ayrıca ne Birlik Deklarasyonu, ne de anlaşma, RSFSC kurucu egemen devletlerini serbestçe katılma ve RSFSC’den ayrılma hakkından yoksun bırakıyordu. Bu nedenle Çeçenistan 1918 ve 1922 RSFSC anayasalarının öngördüğü üzere, RSFSC bünyesine serbestçe katılma ve ayrılma hakkını korumuş oluyordu.

Çeçenistan’ın RSFSC bünyesine zorla katılmasından sonra SSCB bünyesine dahil edilmesi yasal değildir ve onun “ezilen bağımsız ve egemen ulus” ve “Uluslararası hukukun yargısı altında bulunan ezilen devlet” statüsünü değiştirmez.

Bağımsızlık yasaldır

Ulusların kaderlerini serbestçe tayin etme isteği 20. yüzyılın başlarından beri yaygınlaşarak kabul gören İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Helsinki Nihai Senedi, Paris Şartı gibi uluslararası sözleşmelerde de açıkça tanınan bir haktır. Bu hak temelinde Çeçen halkının bağımsızlık ilanı meşru ve devredilemez bir hakkın sonucudur. Çeçenistan’ın bağımsızlık ilanı aynı zamanda mevcut uluslararası norm ve yasalara da uygundur. Bilindiği gibi Çeçen-İnguş ÖSSC Brejnev Anayasası olarak bilinen 1976 Sovyet Anayasası’na göre SSCB’ni oluşturan Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’ne (RSFSC) bağlı bir özerk cumhuriyet statüsünde idi. Bu yasa, günümüzde Çeçenistan’ın Rusya Federasyonu’na bağlanmasına, yanlış olarak, gerekçe gösterilmektedir. Oysa Sovyetler Birliği’ni oluşturan cumhuriyetlerin 1990’larda birlikten ayrılmalarıyla SSCB ve Anayasası defakto ve dejure olarak ortadan kaldırılmıştır. Nitekim SSCB’ni oluşturan bazı devletler yeni bir anlaşma temelinde yeni bir başka birliği; Bağımsız Devletler Topluluğu’nu kurmuşlardır.
Sovyetler Birliğini oluşturan cumhuriyetlerden biri olarak Rusya Federatif Sosyalist Cumhuriyeti de benzer bir şekilde eski yasalarını değiştirmiştir. Zaten RSFSC’nin son parlamentosu devlet başkanı Yeltsin’e bağlı birlikler tarafından fiilen ve fiziksel olarak kapatılmış, yeni seçimler ve yeni anayasa temelinde devlet yeniden örgütlenmiştir.

SSCB döneminden kalma yasalar yürürlükten kaldırıldığı için RSFSC’ni oluşturan federe birimlerin, yani özerk cumhuriyetlerin arasındaki ilişkilerin yasal çerçevesinin oluşturulması gündeme gelmiştir. Bu doğrultuda 31 Mart 1992’de kısaca “Rusya Federasyonu İçindeki Egemen Cumhuriyetlerin İktidar Organlarıyla Rusya Federasyonu’nun Devlet İktidarı Federal Organları Arasında Yasama ve Yetkinin Dağıtımı (Paylaşımı) Üzerine Anlaşma” imzalanmıştır. Anlaşmanın giriş bölümünde de açıkça belirtildiği gibi federasyon anlaşması Rusya Federasyonu’nun egemenlik deklarasyonu ile Rusya Federasyonu içindeki cumhuriyetlerin egemenlik deklarasyonları temelinde imzalanmıştır; yani eski RSFSC içindeki cumhuriyetlerin egemenlik hakkı açıkça tanınmıştır ve bu hak temelinde yeni federasyonun yasal çerçevesi kurulmuştur. Eski Rusya SFSC yasaları yürürlükten kalktığına göre, yeni oluşan federatif devletin böyle bir yeni anlaşma temelinde yasal çerçevesinin kurulması doğru ve yasal bir tutumdur. Rusya, Federasyon Anlaşması’nı o tarihte iki cumhuriyet, Tataristan ve Çeçen-İnguş Cumhuriyeti imzalamamışlardı. 12 Aralık 1993 günü yapılan Rusya Federasyonu yeni anayasa oylamasına ve parlamento seçimlerine de bu iki cumhuriyet katılmamıştır. (Tataristan Cumhuriyeti daha sonra Rusya Federasyonu ile ayrı bir antlaşma imzalayarak federasyona katıldı. Tataristan’da Duma ve federal meclis için seçimler 13 Mart 1994’te yapıldı.)
Bu durumda Çeçenistan’ın Rusya Federasyonu’na bağlı olduğunu belirten bir antlaşma yoktur; bu nedenle “Çeçenistan Sorunu”nun Rusya’nın toprak bütünlüğü içinde çözülmesi yolundaki önerilerin yasal dayanağı bulunmamaktadır.