NTV Anahtar programı tam metni

Konu: Çeçenistan Sorunu
Konuklar: Çeçenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Roman Halilov ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Bağcı

Mithat Bereket: Hepinize iyi geceler.. Yeni bir konuyla ve tabii yeni bir Anahtarla işte yine karşınızdayız.. Dün geceki Anahtar’da, sizlerle birlikte Türkiye’nin güneydoğusu’na; ırak’a bakmıştık.. Bu geceki programımızdaysa bu kez Türkiye’nin kuzeydoğusuna; Çeçenistan’a bakacağız.. Son günlerde, Çeçenistan’dan birbiri ardına önemli haberler gelmeye başladı.. Önce, buradaki Çeçen savaşçılara yardım etmek için bölgeye gelmiş olan ve hatta Usame Bin Ladin’in adamı olduğu iddia edilen suudi asıllı mücahit, Habib Abdalrahman’ın, zehirli bir mektupla öldürüldüğü açıklandı.. Herkesin “Hattab” lakabıyla tanıdığı bu savaşçının cesedinin görüntüleri; bütün Rus televizyonlarında yayınlandı.. Bu olayın hemen ardından; daha ilginç bir haber bu defa Çeçenistan’dan binlerce kilometre uzaklıktaki sibirya’dan geldi.. Buradaki “Krasnoyarsk” şehrinin genel valisi durumunda olan general Aleksandır Lebed, bir helikopter kazasında ölmüştü.. General Lebed, yakın zamana kadar Rusya devlet başkanlığı için en güçlü adaylardan biriydi.. Ama, asıl önemlisi, Lebed, Çeçenlerle masaya oturup barış anlaşmasını imzalayabilen ilk Rus generaliydi.. Bu haber, bölgeyi yakından izleyen tecrübeli gözleri düşündürürken, bu kez Rus genelkurmay başkanı çok daha müthiş bir iddiayla ortaya çıktı.. Buna göre, Çeçenlerin efsanevi komutanı Şamil Basayev de öldürülmüştü.. Aslında, Basayev, uzun süreden beri Rusların ölüm listesinde yer alıyordu.. 1999 ekimindeki Rus saldırısında bir mayın yüzünden sağ ayağını kaybeden Çeçen komutanı, Ruslar, vur emriyle arıyorlardı.. Basayev’in gerçekten ölüp ölmediği henüz belli değil.. Ancak, böyle bir ihtimal bile, akıllara pekçok soruyu getiriyor:
Şamil Basayev, Rusların söylediği gibi gerçekten de öldürüldü mü? Şayet, bu haber doğruysa, Basayev’den sonra Çeçenistan’ı neler bekliyor? Şamil Basayev, Çeçenistan’ın geleceği için neden önemli? Oradaki son durum ne? Rusya, Çeçenistan’da ne yapmaya çalışıyor? Vee daha da önemlisi, Çeçenistan’ı ve Kafkasları 11 eylül sonrasında neler bekliyor?

İşte, bu geceki Anahtar’da sizlerle birlikte, bütün bu sorulara yanıt bulmaya çalışacağız. Bunun için de sizlere her zamanki gibi özel araştırma dosyaları hazırladık. Ayrıca, bize elektronik posta aracılığıyla yolladığınız sorularınızı da uzman konuklarımıza yönlendireceğiz.. Kısacası, bu geceki Anahtar’da Çeçen sorununu masaya yatırıyoruz.. İşte, bunun için de gelin önce Çeçenistan’da yaşanan sorunun geçmişine ve bugününe biraz daha yakından bakalım.. Dışhaberler servisinden Mehmet Kancı, Anahtar için bu konuyu araştırdı vee Çeçen sorunuyla ilgili özel bir dosya hazırladı.. İşte, şimdi, bu özel Anahtar dosyasını getiriyoruz ekranlarınıza.. Tabii , yine prodüktörümüz İrem Evren’in kurgusuyla:

“Moskova’ya hakim olan çarların, komünist parti genel sekreterlerinin ve devlet başkanlarının yıldızları, Kafkasların bağımsızlığına düşkün inatçı halklarıyla, 18’inci yüzyıldan bu yana hiçbir zaman barışmadı…19’uncu yüzyılda, Şeyh Şamil’in kişiliğinde sembolleşen, Kafkaslar’daki Rus hegemonyasına karşı direniş, aradan bir yüzyıldan fazla bir süre geçtikten sonra bir başka Çeçen komutanı, Cahar Dudayev tarafından yeniden canlandırıldı..
Dudayev, on binlerce Çeçenin, almanlarla işbiriliği yaptıkları gerekçesiyle Sibirya’ya sürüldükleri ve yollarda hayatlarını kaybettikleri İkinci Dünya Savaşı yıllarında doğdu…Sürgünü ve Kuruşçev’in emriyle eve dönüşü yaşayan Dudayev, Sovyet Hava Kuvvetleri’nin generali olarak olarak Estonya’da görev yaparken, ülkenin kaderini değiştiren olayları çok kısa bir süre içinde ard arda yaşadı…

Sovyetler Birliği’nden ayrılmak için mücadele başlatan estonya halkına karşı silah kullanmayı reddeden Dudayev, bir yıl sonra ordudan istifa ederek, bu kez doğduğu toprakların bağımsızlığı için mücadelesine başladı…1991 yılında düzenlenen seçimlerde oyların yüzde 85’ini alan Dudayev, devlet başkanlığıyla beraber Çeçenistan’ın bağımsızlığını da ilan etti…Ancak Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte orta asya cumhuriyetlerindeki petrol ve doğalgazın artan önemi, Kafkasları Rusya için adeta vazgeçilmez kıldı… Bu yüzden, Kremlin, birbiri ardına bağımsızlıklarını ilan eden eski Sovyet cumhuriyetleri’nden hiçbirne göstermediği tepkiyi Çeçenlere gösterdi.. Moskova kararını çoktan vermişti: Çeçenistan’ın bağımsızlığı kabul edilemezdi.. Çeçenistan’ın bağımsızlığını ayrılıkçı hareket olarak tanımlayan Rusya’nın, 29 kasım 1994’te Dudayev’e gönderdiği ultimatom da sonuçsuz kalınca, savaş için geri sayım başladı.
20’inci yüzyılın son büyük askeri işgaline hazırlanan Rus ordusu, 1 aralık’ta başkent Grozni’nin yanısıra, bölgedeki tüm askeri tesislere yönelik büyük çaplı bir hava saldırısı başlattı. Operasyon aralık sonun akadar devam etti.. Ancak, hava saldırılarından beklediği sonucu alamayan dönemin devlet başkanı yeltsin, bu defa da kara harekatına yeşil ışık yaktı… 1995 yılının ilk günlerinde, Rus ordusu Çeçenistan’ın başkenti Grozni’ye doğru harekete geçtiler.. Ama, Grozni’de yaşananlar, Rus ordusunun afganistan’da yaşadıklarından hiçbir ders almadığını gösterdi.. Rus işgaline karşı, gerilla savaşını benimseyen Çeçen güçleri, birkaç gün içerisinde 2 bin Rus askerini öldürdü…yanan Rus tankları, elektrikleri kesin olan Grozni’nin caddelerini aydınlatıyordu.. Bunun üzerine Rus ordusu, hiçbir ayrım yapmadan, içerisinde sivillerin de olduğu binaları bombalamaya başladı…Ama, nafile….

Takvimler 3 ocağı gösterdiğinde Grozni’nin özgürlük meydanında dalgalanan yeşil-kırmızı-beyaz bayraklar Rus ordusunun çekildiğini müjdeliyordu…Ama, Moskova için bu iş daha bitmemişti… Bu çekilişin ardından başlayan yeni çatışmalar, çok daha kanlı günleri beraberinde getirdi…Ruslar, bu defa daha büyük bir askeri güçle, Grozni’ye yüklendiler.. 19 aralık’ta başkentteki parlamento binasından arda kalan yıkıntı üzerinde Rus bayrağı dalgalanırken, ateş artık tüm bölgeyi sarmıştı…

1995 yılının mayıs ayına gelindiğinde Rus ordusu Çeçenistan’ın üçte ikisinde kontrolü sağlamış, ancak direnişi kırmayı başaramamıştı… Mücadelelerini tüm Kafkaslara yayan Çeçen direnişçiler 21 nisan 1996’da devlet başkanı Cahar Dudayev’in öldürülmesine rağmen durmadılar… Dudayev’in yerine geçen selimhan yandarbiyev, liderliğinde devam eden gerilla savaş,ı kısa bir süre sonra ilk meyvelerini vermeye başladı.. 1996 ağustosunda imzalanan “kasavyurt” anlaşmasıyla Çeçenler, başkent Grozni’yi de geri aldılar… 1997 yılı ocak ayında ikincisi düzenlenen devlet başkanlığı seçimlerinde, Rusya’ya karşı verilen savaşın önemli isimleri yarıştı…ancak beklentilerin aksine radikal bir isim olan Çeçen komutan Şamil Basayev, seçimde ikinci olurken, daha ılımlı olarak kabul edilen aslan mashadov yeni devlet başkanı seçildi.

Maşadov’un iktidara gelmesiyle başlayan durgunluk ancak 2 yıl sürdü…Rusya’ya karşı mücadelenin sürmesinden yana olan Şamil Basayev liderliğindeki Çeçenler, yeniden harekete geçerken 9 ağustos 1999’da kremlin’i dehşete düşüren bombalı saldırılar zinciri başladı.. Moskova metrosu’nda patlayan ilk bomba, 8 kişinin ölümüne yol açtı.. Ancak, bu saldırı Rus yönetimi tarafından pek de ciddiye alınmadı…ama, 16 eylül’de Volgodonsk’ta, 17 kişinin ölümüyle sonuçlanan yeni bir patlama bu olayların artık Rusya federasyonunun istikrarını tehdit etmeye başladığını gösteriyordu.. Rus yönetimi, 13 eylül’de, Moskova’daki bir binanın tamamen yıkılması ve 118 kişinin ölümüyle sonuçlanan bombalı saldırıdan Çeçenlere sorumlu tuttu.. Bunun hemen ardından, Şamil Basayev komutasındaki Çeçenlerin dağıstan topraklarına girerek başlattıkları işgal eylemiyle, Kafkaslar’da savaş davulları yeniden çalmaya başladı…

Apartmanlara yönelik bombalı saldırılarla ilgili birçok soru karanlıkta kaldı…Çeçenlere mal edilen bu saldırıların, Çeçenistan’a saldırmak ve Kafkaslar’ı tamamen kontrolü altına almak isteyen kremlin’in Rus gizli servisi aracılığıyla sahneye koyduğu bir oyun olduğu da iddia edildi…Ancak, Rusya, “terörizmle mücadele operasyonu” adı altında Çeçenistan’a yeni bir saldırı düzenlemek için ihtiyaç duyduğu gerekçeleri fazlasıyla elde etmişti…
25 aralık 1999’da Moskova, yeniden düğmeye bastı.. Grozni ikinci kez Rus işgaline sahne oluyordu… El-kaide örgütü ve osama bin ladin’le yakın bağlantıları olduğu iddia edilen ürdünlü komutan Hattab ve Şamil Basayev liderliğindeki Çeçenler bir kez daha 100 bin kişilik Rus ordusuna karşı koydular..
Yaklaşık bir ay süren direnişin ardından kentteki 3 bin savaşçı, mayın tarlalarından yürüyerek gronzni’yi bir kez daha terk ettiler… Çeçenistan’ın güneyindeki ormanlık ve dağlık bölgelere saklanan Çeçen direnişçiler 2 yıldır direnişlerini sürdürüyor… Ancak Çeçen komutan Salman Raduyev’in Ruslara sığınması, Ürdünlü komutan Hattab’ın ölümü ve Şamil Basayev’in hayatını kaybettiği yönündeki iddialar, Çeçen direnişinin bundan sonraki aşamasının karanlığa doğru sürüklendiğini gösteriyor… 11 eylül saldırısının ardından tüm dünyaya yayılan terörizme karşı mücadele stratejisi de Çeçenlerin bağımsızlık mücadelesinin islamcı terör hareketleriyle bir tutulmasına neden oldu.. Bugün, yalnızca Rusya değil, Gürcistan’daki Çeçen mültecilerin arasına sığındığı iddia edilen el-kaide militanlarını temizleme iddiasında olan Amerika da bölgeye bir ayağını atmış durumda…”

Mithat Bereket: 11 eylül sonrasında, Amerika’nın da Kafkaslara gelmesi, aslında bütün bölgeyi daha uzun süre etkileyecekmiş gibi görünüyor.. tabii, konu Çeçenistan olunca, akla ister istemez tek bir isim geliyor: Şamil Basayev.. Sadece Çeçenlerin değil, tüm Kafkas halklarının Şeyh Şamil’den sonra ikinci Kafkas kahramanı olarak gördükleri Basayev’in öldürüldüğü iddia ediliyor. Ancak, Rusların bu iddiası, henüz bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmış değil.. Ama, böyle bir iddia’nın bile, Çeçen savaşçılarla Ruslar arasındaki savaşı etkileyebileceği söyleniyor.. Heki ama, kim bu Şamil Basayev? nasıl oluyor da çerkezlerin hayranlığını kazanmış durumda? İşte, bunun için şimdi sizlere Şamil Basayev’le daha önce yaptığımız bir söyleşinin bazı bölümlerini yeniden sunmak istiyoruz.. 1996 yılının baharında, biz de bizzat savaş altındaki Çeçenistan’daydık ve orada efsanevi komutan Şamil Basayev’le konuşmuştuk.. işte, şimdi daha önceki pusula programlarından birinde yayınladığımız bu söyleşinin bir bölümünü getiriyoruz ekranlarınıza.. Aslında, Ruslara göre terörist; ama Çeçenlere göreyse bir kahraman olan Şamil Basayev’in ilk büyük çıkışı 1995 haziranında Rusya’da gerçekleştirdiği çılgın bir eylemle olmuştu.. Bu eylemin yapıldığı yerse budenovsk’tu..

“Rusya’nın güneybatısında Budenovsk kenti o güne dek yaşanmamış bir eyleme tanıklık ediyordu. Çeçenistan’dan Moskova’ya giden bir askeri kamyondaki tabutların içinde saklanan 150 Çeçen savaşçı Budenovsk’a gizlice geldiler. Ve yaptıkları ani saldırıyla şehri adeta ele geçirdiler. Önce şehrin polis merkezine saldırıp, polisleri öldüren gerillalar, sonra da orada büyük bir hastaneye girerek içeridekileri rehin aldılar. Rehinelerin toplam sayısı 1500’e yakındı. Bu terör eylemini gerçekleştiren grubun başındaysa işte bu adam vardı. Sakin tavırları ve başına bağladığı Allahüekber yazılı bandıyla dikkatleri çeken bu sakallı adamın adı Şamil Basayev’di. Yaptığı açıklamalarda, terörist olmadıklarını, Rusya’nın Çeçenistan’da sivillere yaptığı zulmü tüm dünyaya duyurmak için bu eyleme kalkıştıklarını söylüyordu. Bu gözü kara adamın istekleriyse çok netti. Rusya, Çeçenistan’daki askerlerini çeksin ve Çeçenlerin bağımsızlığını tanımak için Çeçenlerle masaya otursun. Bu olay Rusya’yı birbirine kattı. Devlet Başkanı Yeltsin, o sırada Kanada’daki G7’ler zirvesine katılıyordu. İş Başbakan Victor Çernomırdin’e düştü. Önce özel Rus antiterör birlikleri hastaneye iki operasyon düzenlediler. Ama Şamil Basayev komutasındaki Çeçenler hiç de acemi değillerdi. Rehineleri camlara yerleştirmişler, hatta üzerlerine benzin dökmüşlerdi. Rus birliklerinin iki operasyonu da başarısız oldu. Üstelik Rus halkı da bütün bu olan biteni televizyondan seyrediyordu. Rusların altı aydın Çeçenistan’da izledikleri savaş evlerine kadar gelmişti. Bu halkta tam bir panik yarattı. Şamil Basayev ve adamlarının asıl istediği 11 Aralık 1994’te Rus tanklarının Çeçenistan’a gelişini çoktan unutan dünyanın kendilerini hatırlamasıydı. Bunu da başardılar. Kimileri Basayev’i azılı bir terörist olarak nitelerken kimileri onu ulusal bir kahraman olarak tanıttı. Sonuçta dünya kamuoyu o güne kadar Çeçenistan’da ölen 30 binden fazla insanı ve zorla dize getirilmeye çalışılan bir özerk cumhuriyeti hatırlayıverdi. Hastanedeki rehineleri kurtaramayan Ruslar, sonunda Basayev’le anlaşmak zorunda kaldılar. Rusya Başbakanı Çernomırdin, Basayev’le telefonda pazarlığa başladı. Her konuşma yeni bazı denklemlerin oluşmasına yolaçıyordu.
Nihayet 36 saatte yapılan 5 telefon konuşması sonucunda bir anlaşmaya varıldı. Buna göre Çeçenistan operasyonu durdurulacak, Rus yönetimi Dudayev liderliğindeki milislerle görüşmelere oturacaktı. Ayrıca Basayev ve adamlarını götürmek üzere 7 otobüs, ölüleri içinse bir soğutmalı kamyon tahsis edilecekti. Buna karşılık 150 rehine serbest bırakıldı. Basayev ve adamları yanlarına aldıkları 150 rehineyle hastaneden çıkıp, otobüslerle Çeçenistan’a doğru yola çıktılar. Yolda duruldu, kalkıldı ve güzergahlar değişti. Sonunda konvoy, Çeçenistan’a ve Çeçenlerin kontrolündeki bölgeye ulaştı. Şamil Basayev ise burada kayıplara karıştı. Bu olay herkesi şaşırttı. Operasyonun başındaki adam yani Çeçen komutan Basayev, bir anda günün adamı oldu. Kafkas halkları, Ruslara karşı giriştiği bu eylem yüzünden Basayev’i adeta ikinci Şeyh Şamil olarak görmeye başladılar. Şeyh Şamil, uzun yıllar Rus ordusuna kök söktürmüştü. Şimdi sıra ikinci Şeyh Şamil’de yani Şamil Basayev’deydi. Biz de artık dünyanın tanıdığı Şamil Basayev’le görüşmek için harekete geçtik. Ancak Rusların ölüm listesinde yeralan Basayev’e ulaşmak çok zor. Çeçenistan’da savaşıyor, sürekli hareket halinde. Bulunduğu bölgeye gitmek son derece güç ve tehlikeli. Herşeyden Rus kontrol noktalarını aşıp Çeçenistan’a girmek gerekiyor. Rus askerleriyle hiçbir gazeteciye izin vermiyorlar. Böylelikle Çeçenistan’daki olaylardan kimsenin haberi olmuyor. Şamil Basayev, 31 yaşında. Her türlü silahı kullanabilen gözüpek bir asker. İyi bir komutan. İşte biz de Rus kuşatması altındaki Çeçenistan’a girdikten sonra sürekli savaşın içinde olan Basayev’le üssünde konuştuk. Tabi önce söze Budenovsk eylemiyle başladık.

Basayev: Aslında Budenovsk’tan bir hafta önce Moskova’ya gitmeyi planlamıştım. Budenovsk, planlarımda yoktu. Moskova’ya bize götürecek arabayı ve adamları ayarlamıştım. Oraya bir haftada ulaşmayı planlamıştım.

Mithat Bereket: Nasıl oldu her şey? Amacınız Budenovsk muydu, yoksa Moskova mıydı?

Basayev: Budenovsk’a geldiğimizde paramız bitmişti. Yola çıktığımızı Ruslar haber almış. Gerçi nereye gideceğimizi bilmiyorlardı. Muhbirlik yapan iki kişiyi bulduk ve gerekeni yaptık. Durum böyle olunca eylemimizi Budenovsk’ta yapmaya karar verdik.

Mithat Bereket: Bu eylem sırasında hastanede rehineleri tuttuğunuzda Çernomırdin’le defalarca telefonda konuştunuz. Neler konuştunuz? O size ne söyledi, siz ne söylediniz?

Basayev: Telefon beş kere konuştuk. Rehineleri serbest bırakmamızı istedi. Aslında Çernomırdin’in derdi rehineler değildi. Çünkü eğer gerçekten rehinelerle ilgileniyor olsaydı, bize verdikleri sözleri tutarlardı. Hiçbir şey yapmayacağız dediler ama sonra alfa, beta, vitez birliklerini yolladılar. Üstelik uçaklardan bombalar yağdırdılar. Kime attılar bu bombaları? Rehinelerin ve bizim üzerimize…

Mithat Bereket: Budenovsk yüzünden dünyada bir çok insan buna terörizm dedi. Hatta Ruslar da sana bamdit dedi. Ne diyorsun bu konuda?

Basayev: Ben şu anda Çeçenistan’daki askerlerin komutanıyım. Çeçenistan cumhuriyetinin bir generaliyim. Ben savaşan bir insanım. Mücahitim. Ülkemi koruyorum. Terörist değilim. Terörist olan Yeltsin’dir, Çernomırdin’dir. Zorbalık eden, eziyet eden onlardır. İki yıldır bunu yapıyorlar. Biz terörist değiliz. Ülkemizi, topraklarımızı koruyan mücahitleriz.

Mithat Bereket: Ama bu yaptığınız terörizm değil mi? Çünkü masum insanları rehin aldınız. Hatta o eylemde masum insanlar öldü. Bu terörizm değil mi sizce?

Basayev: Ben Budenovsk’ı bir gün savaşarak ele geçirdim. Dağlara çıksaydık, bizi bombalarlardı. Onun için insanları topladım, rehin aldım ve hasteneye girdim. Biz zaten Budenovsk’a değil Moskova’ya gidiyorduk. Planlarımız değişince kendimizi korumak zorunda kaldık. Onun için de orada durduk. O gün 300 Rus askeri öldürdük. Üç helikopter düşürdük. Onlar bize saldırdıklarında ilk olarak hastaneleri, doğumevlerini, petrol kuyularını vuruyorlardı. Biz, zorunlu olduğumuz için hastaneye girdik. Onlar burada gelip yaşlıları, çoluk çocuğu öldürürlerken dünya neredeydi? Onlara niye terörist demediler. Bugün bana terörist demeleri umrumda değil. Benim ne yaptığımı allah biliyor. Ben halkım için savaşıyorum. İnsanların ne düşündükleri umrumda değil.

Şamil Basayev, karısını ve ailesinin büyük bölümünü bu savaşta kaybetmiş. Ruslar evini bombalamışlar. Ama o ailesinin intikamını almak için değil, vatanını kurtarmak için savaştığını söylüyor.

Basayev: Benim yedi sülalem Ruslarla hep savaşarak bugüne geldi. Bundan sonra Çeçenler bağımsızlığa kadar savaşacaklar. Ben çocukluğumdan beri savaşı gördüm. Bu yüzden bağımsızlığı kazanıncaya kadar seve seve savaşırım. Onlarla savaşmak zor değil. Asıl zor olan elinizden bir şey gelmeden, yaşlıların, sivillerin, çocukların uçaklardan yağan bombalarla öldüğünü görmek. Bunu önlemek için yeterli silahımız yok. İşte asıl zor olan bu. Ben Çeçenistan’daki insanların aç kalmaktan korkmayacağı, düzen ve asayiş içinde yaşayacağı bir ortam istiyorum. Dünyada doğru olanı kurmaya çalışıyorum.”

Mithat Bereket: İşte, Şamil Basayev’in 1996 baharında bize söyledikleri. Ne garip, aradan geçen 5 yılda ne yazık ki, bölgede hiçbirşey değişmemiş.. O gün, Basayev’in bize söyledikleri, bugün hala geçerli..
Peki, ama acaba bölgeden gelen son haberler neler? Ve tabii, daha da önemlisi, Basayev gerçekten de Rusların iddia ettiği gibi öldürüldü mü? İşte, şimdi de bu soruların yanıtlarını almak üzere belçika’ya bağlanıyoruz.. Çünkü, karşımızda Çeçenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Roman Halilov var.. Halilov şu anda Brüksel’de bulunuyor. İyi akşamlar… Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Bize şunu söyler misiniz? Rus genel kurmay başkanlığının Şamil Basayev’in öldürüldüğü yönündeki iddiaları gerçekten doğru mu?

Roman Halilov: Korkarım, maalesef hayal kırıklığına uğrayacak. Çünkü Şamil Basayev hayattadır. Kendisi Çeçenistan’da askerleri komuta etmeye devam ediyor.

Mithat Bereket: Çok fazla soru geliyor izleyicilerimizden… Bu soruları size iletmek istiyorum. Ancak öncelikle şunu sormak istiyorum. Rus genelkurmay başkanlığı nasıl böyle bir açıklama yaptı sizce?

Roman Halilov: Öncelikle Rus genel kurmay başkanlığının komutanları ve siyasetçilerinin söylediği şekilde Basayev’in öldürüldüğü yönündeki iddiaları hiçbir şekilde doğru değildir. Bütün bunlar gerçek dışıdır. Zaman zaman böylesi açıklamalar yapıyorlar. Özellikle de böylesi bir şekilde Çeçen savaşçılarına yönelik savaşlarında başarılı olduklarını göstermek için açıklamalar yapıyor. Şamil Basayev’in hayatta olduğunu ve kendisinin askerlerini Çeçenistan’da komuta etmeye devam ettiğini söylemek istiyorum.

Mithat Bereket: Size, Gülçin Kaya’nın soRusunu iletmek istiyorum: “Gerçekten Basayev öldürülerek ya da yaralanarak bu mücadelenin dışına çıkarıldıysa, sizce Çeçenlerin savaşını ve direnişini nasıl etkileyecektir?

Roman Halilov: Hiçbir şekilde, çok önemli bir şekilde negatif ve olumsuz bir yönde Çeçenlerin direnişini etkilemeyecektir. Çünkü Rusya, şu an Şamil Basayev’le mücadele etmektedir. Bütün Çeçen halkına yönelik bir savaş sürdürmektedir. Bu nedenle de Çeçen insanları varolduğu sürece, onlar Ruslara karşı direnişlerini devam ettirecektir. Basayev’i öldürerek ya da devlet başkanını öldürerek hiçbir şeyi değiştiremezler. Geçmişe baktığımız zaman onlar girişimlerinde Çeçenistan’ın Dudayev’i öldürmeye başardılar. Ve ardından da Rusların Çeçenistan’dan mecbur bıraktı. Bu direnişimizi etkilemedi.

Mithat Bereket: Bize biraz daha bilgi verebilir misiniz? Çeçenistan’daki son durum nedir şu anda?

Roman Halilov: Maalesef durum çok da farklı gelişme göstermedi. Rus askerleri sürekli olarak Çeçenistan içerisinde masum insanlara ve sivillere saldırılarını devam ettiriyorlar. Hergün bu saldırılar devam ediyor. İnsanlar işkenceyle ve yasal olmayan gözaltına almalarla, toplu katliamlarla karşı karşıya kalıyorlar. Ve saldırılarla karşı karşıya kalıyorlar. Askerler, Çeçenlerin direnişinin devam ettiğini söylüyorlar. Ellerinden geldiğince bu direnişi devam ettiriyor. Ve Rusları mümkün olduğu süre Çeçenistan’dan çıkarmaya çalışıyorlar. Hergün ve her hafta Rus askerleri, düzinelerce Rus askeri çekiliyor. Ancak maalesef şu an için sivil halkı korumakta güçlük çekiyorlar. Ve uluslararası toplum da şu anda hiçbir şey yapmıyor bize yardımcı olmak için ya da yardımcı insanlarımızı korumamıza yardımcı olmuyorlar.

Mithat Bereket: Bir başka ilginç soru var. Bu sorumuz da olası bir anlaşma konusunda…Özelliklerle Amerikalılarla Ruslar arasındaki olası bir anlaşma konusunda… 11 Eylül saldırılarının ardından sizce Rusların ve Amerikalıların bir gizli bir anlaşma yapması söz konusu mu? Çeçenistan’ı ve Gürcistan’ı paylaşmaları… Rusların Çeçenistan’ı alması ve istedikleri herşeyi ABD’den direnişle karşılaşmadan yapması ve aynı şekilde ABD’nin de Gürcistan’ı ele geçirdiği şeklinde bir anlaşma yapılması mümkün mü? Bunu kabul ediyor musunuz? Bu sadece bir teori mi?

Roman Halilov: Hiçbir şekilde böylesi bir şeyin gerçek olduğuna inanmak bile istemiyorum. Ancak her türlü şekilde eğer Rusya, herhangi bir şekilde büyük bir güçle anlaşma yapmayı başardıysa bile Çeçenistan, buna izin vermeyecektir: Çeçenistan’ın Ruslara ya da başka kimseye verilmesine izin vermeyecektir. Çeçenistan bağımsız ve özgür olacaktır. Dışarıdan gelenler ya da içeridekiler ne karar verirse versin Çeçenistan, sadece Çeçen insanların kararlarını uygulayacaktır.

Mithat Bereket: Öyle görünüyor ki, bu sorun bir şekilde durma noktasına geldi. Hükümetinizin amaçları nelerdir? Sizler müzakere masasına oturup, Ruslarla tartışmaya hazır mısınız? Çözüm ne olacak sizce?

Roman Halilov: Sürekli olarak Rus tarafına başlangıçtan beri müzakere yapılması teklifinde bulunuyoruz. Ve bunu yapmaya da devam edeceğiz. Bunu defalarca dile getirdik. Ve şimdi de bunu tekrarlıyorum. Bizler her zaman barış görüşmelerine Rus tarafıyla barış görüşmelerine her zaman masaya oturmaya hatta bu gece bile oturmaya hazırız. Barış görüşmeleri sadece Rus askerlerinin Çeçenistan’dan çekilmesiyle sağlanabilir. Ve aynı zamanda bu büyük saldırıları Çeçen insanlarına yönelik saldırıları düzenleyenlerin cezalandırılmasıyla mümkün olacaktır. Ve Çeçenistan devletinin sürmesiyle mümkün olacaktır.

Mithat Bereket: Sayın Roman Halilov, çok teşekkür ederiz. İşte izlediniz. Roman Halilov’un sözlerinde iki önemli nokta var. Birincisi cevaplarında iki defa tekrar ettiği, Şamil Basayev, kesinlikle öldürülmedi, yaşıyor ve savaşa devam ediyor, dedi… Ve şu anda Çeçenistan’da halen savaşın devam etmekte olduğunu, fakat yine de Ruslarla anlaşmak için zemin aradıklarını da ekledi. Anahtar devam ediyor ve biz de Türkiye’nin Kuzeydoğusuna; Kafkaslara; özellikle de Çeçenistan’a bakmayı sürdürüyoruz.. Programımızın ilk bölümünde, sizlerle birlikte Çeçenistan sorununun nereden nereye geldiğine bakmış ve Ruslar tarafından öldürüldüğü iddia edilen Şamil Basayev’in yaptıklarını incelemiştik.. Ayrıca, Çeçenistan’daki son durumu ve daha da önemlisi Çeçenlerin ne yapmak istediklerini de Çeçenistan dışişleri bakan yardımcısı bizlere anlatmıştı.. Tabii, Çeçenistan sorununun bir de Rusya tarafı var. Öyle ya.. Acaba, bu son olaylar Moskova’dan nasıl görünüyor? Ve daha da önemlisi, Moskova Çeçenistan’da bundan sonra neler yapmayı planlıyor? İşte, şimdi de bu soruların yanıtlarını almak için Moskova’ya bağlanıyoruz. Karşımızda, arkadaşımız Hakan Aksay var.. Hakan iyi geceler.. Önce Hattab’ın öldürülmesi; sonra yine aynı günlerde Çeçenlerle anlaşma imzalayan Alexandır Lebed’in bir kazada öldüğü haberinin gelmesi ve nihayet Şamil Basayev’in öldürüldüğü iddiaları orada nasıl yankı buluyor? Rus halkı ya da Rus basını bu konuda neler konuşuyor?

Hakan Aksay: Şunu söylemek gerekir ki Leben’in ölümünü bu olaylarla bağlantılı görenlerin sayısı çok fazla değil. Lebed’in ölümü daha çok trajik bir kaza sonucu olarak değerlendiriliyor. Ancak, üstüste gelen haberlerle Ürdün’de Hattab ve Basayev’in ölümü konusunda çok farklı yorumlar var. Herşeyden önce basında, kamuoyunda siyasi arasında hissedilen bir şey var. O da bu verilen haberlere güvensizlik. Uzun süre Hattab ile ilgili habere de pek fazla güvenilmemişti. Ancak daha sonra video filmi gösterildi.. Hattab’ın cesedinin yayınlandığı bir film gösterildi. Onun ardından da hatta kuşkular sürdü ama Çeçenlerin kendisi ve Hattab’ın yakınları açıklama yaptıktan sonra inanıldı. Daha sonraki kuşkular Basayev’in ölümüyle ilgili. Bu konuda adını vermek istemeyen bir Rusya savunma bakanlığı yetkilisi, ortada böyle bir şey yok, böyle bir kanıt yok, dedi. Bu anlamda Rusya kamuoyu yapılan resmi açıklamalardan kuşkulanıyor. Ama bu açıklamalara güvenenler, bu açıklamalar üzerinde çeşitli yorumlar yapılanların bir kısmı da şunu söylemek istiyorum, özellikle Hattab ve Basayev’in ölümüyle birlikte Rusya, artık Çeçenistan’a hakim olduğu mesajını vermeye çalışıyor. Çeçenlerin liderlerini öldürdükten sonra artık savaşın sonunun yaklaştığı mesajını vermeye çalışıyor. Böyle yorumlar yapanlar da var. Ama yine de çoğunluk savaşın devam ettiğini ve daha önceki ölen komutanlar olduğu gibi bunların yerine de özellikle Hattab’ın yerine yenilerinin geldiğini ve Çeçenlerin yaralarını sarmayı becerdiği yorumları yapıyorlar. Yani, savaşın bittiğine ilişkin kamuoyunda ağırlıklı bir görüş hakim değil.

Mithat Bereket: Peki, Hakan Rusya, Çeçenistan’da bundan sonra neler yapmayı planlıyor? Yani, Putin’in bir sonraki adımı ne olacak sence?

Hakan Aksay: Bu adımın bir takım işaretleri son günlerde var aslında ve geçen hafta bir ulusal sesleniş veya parlamento sesleniş konuşması yapmıştı Rusya lideri. Ve orada Çeçenistan’daki askeri harekatın tamamlandığını, yeni bir aşamanın başladığını iletmişti kısaca. Dün yapılan bir toplantı vardı. Rusya ulusal güvenlik konseyi toplantısında da Çeçenistan yönetiminin geçen yıl Savunma Bakanlığı’ndan alınarak haberalma örgütüne verilmesinin isabetli olduğunu vurguladı Putin. Belki de bununla Hattab ve Basayev operasoyunu kastetmiş olabilir. Ama, dedi, Rusya lideri, artık Çeçen cumhuriyetine güvenli haberalmadan da almak ve Rusya içişleri bakanlığına vermek gerekir. Onlar sağlamalı güvenliği. Çünkü artık normal yaşam başlıyor. Ve tümüyle Çeçen cumhuriyeti normalleşmeli, dedi. Bununla birlikte şu da bir gerçek ki, son günlerde de dahil, son bir-iki yıl içinde savaş ortalama her gün bir-iki Rus askerinin hayatına malolmaya devam ediyor. Yani, bir taraftan Putin, savaşı bitirmesi gerektiğini görüyor ama bir türlü de bitiremiyor. Kulislere bakılırsa, çok çeşitli söylentiler var. Bu söylentilerin en uç noktası Moskova’nın yeniden masaya oturabileceği yolunda. Ama bu yönde herhangi bir resmi adım atılmadı. Atılmıyor. Rus haber ajanslarından ilginç haberler geçiyor. Örneğin bunlardan bir tanesi öldürüldüğü söylenen Basayev’in çok yakın arkadaşı Sait Çıpalayev’in bir açıklamasıydı bu… Gerillalara silah bırakma çağrısı yapıyordu ve bunu defalarda duyurdu Rusya ajanları. Yani, Rusya, kısaca son zamanlarda Çeçenistan’a yönelik propagandaya ağırlık vermiş durumda. Bununla birlikte savaş sürüyor. Çeçen komutanlardan gelen açıklamalar var. Bunlar, savaşa sonuna kadar devam edeceklerini açıklıyorlar. Dün, ilginç bir açıklama vardı, Masadov’un yaptığı açıklamada, Çeçenistan dışında olan bütün Çeçen savaşçıları acilen ülkeye dönerek savaşa devam etmeye çağırdı. Yani, bunlardan anlaşılacağı üzere Çeçenistan’daki savaşın kısa sürece sonuçlanacağa pek benzemiyor.

Mithat Bereket: Hakan Aksay çok çok teşekkürler. Çeçenistan sorununda önce Çeçenlerin ardından da Rus tarafının neler düşündüğünü aldıktan sonra şimdi de ankara’ya dönüyoruz.. Çünkü, orada, NTV Ankara stüdyosunda bu geceki konuğumuz var.. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Bağcı… Hüseyin bey, iyi geceler… Hemen izleyicilerden gelen soruları yöneltmekle başlıyorum. Çünkü çok fazla soru geliyor. Zafer Yüzbaşı’nın bir soRusu var: Çeçenlerin seslerini duyurmak amacıyla yaptıkları eylem özellikle son İstanbul Swiss hotel eylemi olumlu yankılara neden olmadı. Hatta kimi çevrelerde bu eylem Çeçenistan sorununa darbe olarak bile değerlendirildi. Şimdi, Çeçenistan sorunu başka bir sürece giriyor gibi. en önemli liderlerini kaybediyorlar. Bu çerçevede bundan sonra Çeçenistan konusunda bir koordinasyon sorunu yaşanacak mı?

Hüseyin Bağcı: Çeçenistan olayı da 11 eylül öncesi ve sonrası diye ikiye ayrılmakta. Çünkü 11 Eylül öncesinde Rusya federasyonunun Çeçenistan olayına bakışıyla şimdiki bakışı arasında özünde büyük bir farklılık var. Bu da ABD’yle Rusya arasındaki işbirliğine.. Avrupa Birliği ile Rusya arasındaki işbirliğine neden oluyor. Bu işbirliği derken, özellikle bilgi alışverişinden başlayarak terörizmin tanımlanması konusunda şu anda bağlayıcı bir kavram yok, Birleşmiş Milletler tarafından ama büyük bir olasılıkla Rusya, ABD’ni de yanına alarak, terörizmle mücadelede onunla aynı saflarda Çeçenistan’da önümüzdeki dönemlerde çok daha yoğun bir harekata girişebilir. Putin, başından itibaren başkanlık seçimlerini hatırlayacak olursak, Çeçenistan’dan başladı kampanyaya. Bu şu anlama geliyordu. Ben, Çeçenistan olayını bitireceğim. Ve Çeçenistan Rusya için bir prestij olayına dönüşmüştür. O nedenle Çeçenistan’daki savaşın devam edeceği kanısındayım. Bu bitmeyen bir senfoni niteliğinde. Çeçenlerin İstanbul’daki terör eylemi tabi ki gerek Türkiye’de gerekse dünyada pek olumlu görülmedi. Bence de Çeçen olayına zarar bir hareket olarak değerlendirmeli. Ama bu şu anlama gelmiyor tabi. Çeçenlerin, haksız olduğu anlamına gelmiyor, sadece yeni bir projeyi, yeni bir kendilerini dünyaya anlatma projesini hayata geçirmeleri de kaçınılmaz gibi gözüküyor.

Mithat Bereket: Hemen 11 Eylül öncesi ve sonrası dediğiniz için Kahraman Çevik’in soRusuyla devam etmek istiyorum: “Bağımsız olan ülkelerin üzerinde dahi Rusya’nın baskısı var. Diğer cumhuriyetlerde de herşeyin yolunda gittiğini söylemek biraz zor. Tüm bu gelişmeler ışığında Rusların Çeçenistan üzerindeki bu baskısıyla, önümüzdeki günlerde nasıl bir seyir izler bu baskı, 11 eylül sonrasını düşünerek?

Hüseyin Bağcı: 11 Eylül sonrasındaki en önemli gelişmelerden biri Rusya’nın müzakerelere açık olduğu imajını vermek ama bunu yaparken de Çeçenistan’ın daha önceki özellikle sivillere yönelik girişimlerini, Basayev’in ve diğerlerinin sona erdirmesi talebiyle geliyor. Tabi ABD başta olmak üzere son günlerde İsrail’de yaşanan olayların da ortaya koyduğu gibi terörist algılamasına 11 Eylül’den sonra elinden silah olan, güçlü olan ülkeler, çok sert cevap vermeye başladılar. Bu Filistin olabilir, Çeçenistan olabilir veya Endonezya’daki bazı hareketler olabilir. O nedenle Rusya, burada dünyadaki genel konjonktüre uygun olarak hareket eden ülkelerden biri olma imajını veriyor. Ve bu açıdan bakıldığında Çeçenlerin işinin zor olduğunu görüyorum. Brüksel’den yapılan telefon konuşmasında da zaten dışişleri bakan yardımcısının vermiş olduğu mesaj, bu gece dahil görüşmelere hazırız mesajısıydı ki bu da Çeçenistan tarafında bir politika değişikliğinin emaresi olarak görülebilir, algılanabilir.

Mithat Bereket: Hemen Tahir Polat’ın bir soRusu var. Yine ilginç bir soru: “Rusların Çeçenistan’a istediklerini yapmalarına karşılık ama Amerikalılara da Gürcistan’da üs edinmek imkanı, Gürcistan’da istedikleri gibi davranma imkanı verilmiş olabilir? Yani, Amerika ile Rusya arasındaki bu yakınlığın Kafkaslara yansıması da olabilir mi? Yani gizli bir pazarlıkla Ruslar, Çecenistan’da istediklerini yapar hale geldiler. Amerikalılar da Gürcistan’a yerleştirme ödününü koparmış olabilirler mi Moskova’dan? Böyle bir gizli anlaşma, paylaşım olabilir mi?

Hüseyin Bağcı: Ben bunu komplo teorisi olarak değil de bir beyin egzersizi olarak göreyim. Haklı olduğu noktalar Tahir Polat’ın. ABD ile Rusya arasında özellikle Afganistan operasyonundan sonra bu bölgede, yani Kuzey Kafkasya’dan başlayıp, Afganistan’a kadar olan geniş alanda ve özellikle Afganistan’dan eski Sovyet Cumhuriyetlerine, Özbekistan başta olmak üzere, Tacikistan, Kazakistan ve Türkmenistan gibi ülkelere aşağıdan gelebilecek olası radikal islam akımlarını birlikte engelleme projesi olduğu bir vakadır. Bu Gürcistan’la başladı. Tabi ki Gürcistan’a ABD’nin gelmesi soğuk savaş sonrası dönemde düşünülmeyecek bir şeydi. Ama 11 eylülden sonra düşünülebilen bir olay haline geldi. O nedenle ABD’yle Rusya arasında çok büyük bir yakınlaşmanın uluslararası terörizmle mücadelede bir işbirliğinin olacağı tartışma götürmez. Bunu şöyle ifade edeyim. Çeçenlerin terörist olduğunu söylemek benim haddime düşmez, tabi bu çerçevede analist olarak ama şunu da vurgulamadan geçemeyeceğim. 11 eylülün getirdiği en büyük zorluk Çeçenistan gibi mücadele veren ülkeler ve toplumlar için neyi, nasıl, nerede, kimin haklı olduğu konusunda ne uluslararası hukukun ne de 11 eylül sonrası ortaya çıkan uluslararası konjonktürde dünyayı yönetenlerin verebileceği bir cevap yok. O nedenle mümkün olduğunca Rusya gibi ülkeler, burada benzeri hareketleri şu anda bastırmayı politikalarının vazgeçilmez bir unsuru olarak görüyorlar. Ve uluslararası konjonktürde kendilerine yardımcı oluyor. Bunun da altını çizmek lazım. Örneğin Çeçenistan sorunu ABD’nde ve Avrupa’da başta olmak üzere son dönemlerde 1996’dan itibaren çok büyük sempati gören hareketlerden biriydi. Şimdi bu sempatinin 11 eylülden sonra aşağıya doğru düşüş göstermeye başladığını görüyoruz. Çünkü, El Kaide ile Çeçenistan savaşçıları arasında bir işbirliğinin olması olasılığının bile ABD ile Rusya’yı birlikte işbirliğine götüren bir unsur olmaya yeterli. O nedenle Tahir beyin soRusu, değişik komplo yaklaşımlarını da içermekle birlikte bugünün siyasal bir gerçeğini de ifade ediyor. O da Rusya ile Amerika arasında ortaklaşa çalışmanın önümüzdeki dönemde daha yoğun bir şekilde devam edeceğiz.

Mithat Bereket: Türkiye’ye gelmek istiyorum. Seyihhan Aykut’un soRusu: Türkiye neden arka bahcesi olan Kafkasya’ya ve Çeçenistan’daki olaylara karsı kayıtsız kalıyor?

Hüseyin Bağcı: Seyhan Beyin soRusuna verilecek cevap, dün Trabzon’da bir toplantı olması gerekiyor. Türkiye’nin özellikle soğuk savaş bitiminden sonra başta Kafkasya olmak üzere Avrasya’daki hiçbir gelişmeye kayıtsız kalma lüksü yok. Burada sadece Türkiye’nin sorunu bir bölgesel güç olarak hareket sahasının diğer süper güçlere göre, ABD’ne göre ve Avrupa Birliği’ne göre çok daha sınırlı olması. Yoksa, Türkiye’nin Kafkasya’dan başlayıp, Orta Asya’ya kadar olan bu bölgedeki gelişmelere ne geçmişte, ne bugün ne de gelecekte kayıtsız olma lüksü var. Ama Türkiye’nin etkisini arttırabileceği değişik platformlar var. Bu ABD ile 11 eylülden sonra özellikle daha da sıkılaşan stratejik işbirliği. Türkiye’nin Afganistan’da komutayı ele alması. Türkiye’nin bölge ülkeleriyle Gürcistan’la, Azerbaycan’la biraraya gelip, bilgi alışverişinde bulunması. Bunu Karademiz Ekonomik İşbirliği’nde özellikle son dönemlerde askeri alana da kaydıran bir takım yeni oluşumları beraberinde getiren inisiyatiflerin Türkiye’nin kayıtsız kalmadığını, tam tersine bir takım unsurları harekete geçirdiğinin bir ifadesi. Ama başında da söyledim. Türkiye, tek başına gelişmelere yönlendirebilecek bir ne yazık ki askeri ve ekonomik güce sahip değil. Ama siyasi etkisini elinden geldiğince kullanmaya çalışan bir ülke izlenimi de verdiği de bütün dünya kamuoyunca artık kabul gören bir politika.

Mithat Bereket: Hayati Zorlu’nun soRusu da benzer bir konuda: Türkiye’nin Rusya’nın Çeçenistan’daki uygulamaları ve Çeçenistan’a bakışında bir değişiklik mi yaşanıyor ?

Hüseyin Bağcı: Şimdi tabi yıllar geçtikçe Rusya’nın bölgeye olan politikalarının da temel hatları daha belirginleşmeye başladı. Yani Boris Yeltsin dönemiyle Putin dönemi arasındaki da kategorik olarak büyük bir fark yaşanıyor. Putin, özellikle son dönemlerde yapmış olduğu aksiyonlarla Rusya’yı istikrara götürmeyi hedefleyen, Rusya’nın içerisinde ortaya çıkabilecek her çeşit baş kaldırıyı ortadan kaldırmayı siyasal hedef haline getirmiş bir politikacı imajı veriyor. Ve bunu yaparken de gerçekten de gerek Avrupa, gerekse ABD’yi kendi lehine çekmeyi başarabilen bir politika uyguladı. Bunun altının özellikle çizilmesi lazım. Şimdi Türkiye açısından baktığımızda Türkiye ile Rusya arasında son 10 yılda her iki tarafın da birbirinin ayağına basmama politikası takip ettiğini görüyoruz. Çünkü Türkiye, mavi akım projesiyle, yani doğalgazdan başlayarak, petrol olayına, iki ülke arasındaki ticaret hacminin artışına kadar son dönemlerde Türkiye’nin zorunlu olarak Rusya’ya bakışını, algılamasını değiştiren olayları da beraberinde getirdi. Yani ne Rusya, 11 eylül öncesi Türkiye algılamalarını devam ettirme lüksüne sahip. Ne de Türkiye, aynı şekilde 11 eylül öncesi Rusya algılamasını devam ettirme lüksüne sahip. O zaman bu noktadan itibaren yapılması gereken, anlaşılması gereken olay şu. Türkiye, bölgesel olarak etkisini arttırmaya çalışırken, girişeceği bütün yapılanmalarda Rusya’ya yönelik olmadığı yani bir üçüncü ülkeye yönelik olmadığı şeklindeki açıklamalarını, politikalarını devam ettirmek zorunda. Bu ne yazık ki önümüzdeki dönemde Türkiye ile Rusya arasında özellikle Çeçenistan konusunu gözönüne aldığımızda Türkiye’nin farklı bir davranış içine gireceğini ben şu anlamda bekliyorum. Çünkü, Rusya, Türkiye için vazgeçilemez bir ülke durumuna doğru hızla ilerliyor. Burada Çeçenistan’ın içindeki mücadele veren insanların Türkiye algılamalarını da biraz değiştirmeleri gerekiyor diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye, bölgesel bir güç olarak uluslararası hukuku devre dışı bırakma lüksüne sahip olmayan ülkeler. Bu ne demek oluyor. Çeçenistan’ın, Rusya’nın bir iç sorunu olduğunu ve Çeçen topraklarının Rus anayasası içerisinde belirlenmiş olan sınırlar dahilinde kalmış olduğunu kabul etme gerçeğini de beraberinde getiriyor. O nedenle Türkiye, şu anda Kafkasya politikalarında çok nazik, çok hassas, dengeli yaklaşımlar sergilemek zorunda. O nedenle izleyicinin soRusu, acaba Türkiye politikalarında bir değişikliğe mi gidecek soRusuna verilecek en iyi cevap, evet böyle bir değişikliğin ortaya çıkmaya başladığıdır. Ve bu değişikliğin önümüzdeki dönemde de kaçınılmaz olarak Rusya’nın lehine bir durum yaratacağı benim gördüğüm kadarıyla beraberinde gelecek olan bir sorun.b O nedenle bu akşam Dışişleri bakan Yardımcısının söylemiş olduğu müzakerelere hazırız, bu gece dahil, şeklindeki açıklamasını bir an önce Çeçenistan’ın gerçekleştirmesi zannediyorum her iki taraf için de en hayırlı yaklaşım politikası olacak diye düşünüyorum.

Mithat Bereket: Prof. Dr. Hüseyin Bağcı, çok çok teşekkürler… Böylelikle, bu geceki Anahtar’ın da sonuna geldik… Görünen o ki bu programımızda ele aldığımız Çeçenistan sorunu daha uzun süre Kafkaslarda istikrarsızlık yaratmaya devam edecek.. Vee tabii, bundan da bütün bölge etkilenecek.. Bu arada, 11 eylül sonrasında, Rusya ve Amerika’nın yakınlaşmasıyla da burada yeni dengeler durulacağına kesin gözüyle bakılıyor. Ve bu yeni dengelerin kurulması da aslında bölge için yeni sorunlar; hatta çatışmalar anlamına geliyor. Dediğimiz gibi, bu geceki vee bu haftaki son Anahtar’ın da sonuna geldik.. Anahtar ekibi olarak, önümüzdeki hafta başından itibaren, yeni programlarla ve yeni konularla yine karşınızda olacağız.. Karışık olayların içinden yine bizim Anahtar’ımızla çıkacaksınız.. Önümüzdeki hafta başında, pazartesi gecesi yine aynı saatte; 23:05’te buluşmak üzere şimdilik hoşçakalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir