Öldürülen Çeçenler olunca ABD ve Avrupa memnundu

SOYKIRIMIN ARKAPLANI! RUSYA’NIN KÜRESEL KAPİTALİST SİSTEME EKLEMLENMESİ

Rusya’nın 20. yüzyılın sonlarında dünyanın gözü önünde iş-lediği soykırımın görmezden gelinmesinin en önemli nedeninin, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte küresel kapitalist sisteme eklemlenme sürecine giren Rusya’nın, bu süreçte yalnız bırakılmaması ve desteklenmek istenmesidir. Bu süreci Alev Erkilet şöyle özetler:
“İlginç olan nokta, Çeçen-İçkerya Cumhuriyeti’nin BM ilke-lerine, uluslararası hukuka ve kapitalist dünya-sistemin ürünü olan ulus-devlet modeline uygun olarak kurulduğu ve önüne çok-partili demokratik bir devlete ulaşma hedefi koyduğu halde, kapitalist dünya-sistem tarafından tümüyle göz ardı edilmiş olmasıdır. Dünya-sistem ile onun ilkelerini gerçekleştirmek üzere kurulmuş ulus-üstü örgütlerin en büyüğü, en kapsayıcısı olan Birleşmiş Milletler Teşkilatı, kısaca ‘gelişme hakkını’ kullanma iradesi olarak adlandırılabilecek bu ulus-devletleşme sürecini, kendi vazettikleri ilkelerle ters düşmek pahasına yoksaymışlardır. Bunun temel nedeni, 1990’lara gelindiğinde Rusya’nın sosyalist idealleri tümüyle terk ederek, kapitalist dünya-sisteme eklemlenme sürecine girmiş olmasıdır. Çeçenistan’ın BM’de temsil edilemeyen ülkelerden biri olması ve Afganistan dışında hiçbir ülke tarafından tanınmaması bundandır.”
Aslında bu sürecin çok daha önceden başlamış olduğunu ileri süren Erkilet, Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte küresel kapitalist sistemin, karşısındaki tek aykırı ses olan İslamî hareketlere yöneldiğini belirterek şunları söyler:
“1990 sonrasında kapitalist dünya-sisteme eklemlenmiş olan Rusya Federasyonu’nun tohumlarının daha 1917’lerden itibaren Rusya’da mevcut olduğunu söyleyebiliriz. 1990 sonrasındaki bütünsel eklemlenmeyle birlikte Rusya artık ‘öteki’ kategorisine ya da İkinci Dünya’ya itelenmez oldu; bu dönemde Üçüncü Dünya’nın sonunun gelip gelmediği bile tartışma konusu edildi. Kapitalist dünya-sistemin yeryüzüne yayılımını tamamladığı noktada, sosyalist devrimci karşı-merkez yitti. Rusya sistemin bir parçası haline geldi ancak ikinci sınıf bir ortak olarak. Çünkü finans problemleri vardı, sanayisi sıkıntıdaydı, temel beslenme maddelerinin temini bile sorun oluşturuyordu. Ancak bu ikinci sınıf ortak, yeraltı ve üstü zenginliklere sahip, görece büyük bir ortak olduğundan arkalandı. Bu arkalamanın somut göstergeleri 1990 sonrasında Çeçenya’da görüldü. Fiziksel bakımdan gerçekten global ölçekte kendini yayan kapitalist sistem, geriye kalan tek aykırı sese, İslami hareketlere yöneldi ve bu süreçte Rus-Amerikan-İngiliz hükümetleri arasındaki dayanışma mali, siyasi ve uluslararası alana dek uzandı.”

ABD VE AB ÜLKELERİNİN SOYKIRIM KARŞISINDAKİ TUTUMLARI

Gerek birinci, gerek ikinci işgal sürecinde ABD ve Avrupa ülkelerinin tutumu, tam bir karartmaya ve ikiyüzlülüğe işaret etmektedir. Bir taraftan dünyada barışın, adaletin, huzurun teminatı olduğunu iddia eden ve gerektiğinde münferit olaylarda dahi dünyayı ayağa kaldıran bu devletler, yüzbinlerce insanın öldüğü ve bir milletin topyekûn yok edilmeye çalışıldığı bu işgaller karşısında dehşet verici açıklamalarda bulundular.
Rusya’nın Çeçenistan’ı işgali üzerine bir açıklama yapan dönemin ABD Başkanı Bill Clinton: “Bu bir iç meseledir, dü-zenin en az kan ve şiddetle tekrar sağlanacağını umuyoruz!” dedi. Dönemin ABD Devlet Bakanı Warren Christopher ise ‘durumu Yeltsin’in kararına bırakmanın en iyisi olduğunu, Rusya’nın parçalandığını görmek istemediklerini, Yeltsin’in başka alternatifi kalmadığı için böyle bir şey yaptığından emin olduğunu’ ifade etti. ABD Eski Dışişleri Bakanı Lawrence Beagleburger Çeçenler için “Çok hoş bir millet değildir!” diyerek, Rusya’nın soykırım hareketine örtülü destek veriyordu.
Clinton döneminde ABD’nin Rusya’ya Çeçenistan konusundaki desteği en üst seviyedeydi. Zira Rusya’nın Çeçenistan’daki hâkimiyeti ABD çıkarlarına ters değildi. Dünyanın farklı bölgelerinde Rusya’nın hâkimiyet kurmasına izin vermeyen ABD, Çeçenistan’da çıkarları doğrultusunda Rusya’ya destek vermişti. Hatta bu destek mâlî seviyede çok büyük rakamlara ulaşmış, 11 milyar Dolar’ı bulmuştu.
Clinton daha da ileri giderek, Rusya’nın Çeçenistan’daki işgalini Amerikan iç savaşına, Boris Yeltsin’i de Abraham Lincoln’e benzetmişti. Clinton, Avrupa devletlerinin de katıldığı uluslararası bir toplantıda; “Rusya’nın terörizm ve kanunsuzluk belasının üstesinden gelmesini istediğimizi söy-lerken, burada hazır bulunan herkes adına konuştuğumdan eminim… Biz Rusya’nın toprak bütünlüğünü savunmasının bu ülkenin sadece hakkı değil, aynı zamanda yükümlülüğü olduğuna da inanıyoruz.” diyerek Avrupa devletlerine de takınmaları gereken tavır hakkında talimat veriyordu.
Toronto Sun gazetesinden Eric Margolis’in iddiasına göre Clinton, Pentagon’un Moskova’ya, Kafkasya’daki asilere karşı kullanılan Rus helikopterleri için, teknolojinin son harikası olan gece görüş ve haberleşme malzemelerinin hemen gönderilmesini emretmişti. Görüldüğü gibi, ABD, Rusya’ya hem politik, hem ekonomik, hem de askerî destek sağlıyordu. 1996 yılında Çeçenistan devletinin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Cevher Dudayev’in yerini tesbit ederek Rusya’ya bildiren ve suikaste kurban gitmesini sağlayan da yine ABD’ydi.
Nitekim İngiltere’nin Çeçenistan konusundaki tavrı ABD’ninkiyle birebir örtüşüyordu. Dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair; “Rusya, Çeçenistan nedeniyle dışlanamayacak veya tecrit edilemeyecek kadar önemli bir ülkedir.” şeklindeki açıklamasıyla, yeni dönemde Rusya’nın küresel kapitalist sistemde gözetilen bir ülke olduğunu işaret ediyordu. İngiltere Eski Dışişleri Bakanı Robin Cook ise 1999’da başlayan ikinci işgal için; “Bu, Rusya açısından teröristlere karşı bir askeri harekettir.” şeklindeki açıklamayla Rusya’nın söylemine ortak oluyordu.
AB devletlerinin işgale yaklaşımıda ABD’ninkinden pek farklı olmadı. AB devletleri de Çeçenistan’da yaşananları Rusya’nın iç sorunu olarak gördüler ve altına imza attıkları pek çok antlaşma ve yıllardır dünya kamuoyunda sürdürdükleri söylemlere ters düşen uygulamalarda bulundular. Zaman zaman cılız birtakım itirazlar ve uyarılar geliyorsa da, bunlar da Çeçen halkına karşı işlenen soykırımdan duyulan rahatsızlık sebebiyle değil, süreç içerisinde Rusya ile devam eden ilişkileri dengelemek adına yapılıyordu.
ABD ve Rusya dünya üzerinde sürdürdükleri işgalleri birer pazarlık malzemesi haline getirerek karşılıklı antlaşmalar yapmaktan da çekinmedi. Bu antlaşmalardan biri 18 Kasım 1999’da Türkiye’de gerçekleşen bir toplantıda, dönemin Rusya Dışişleri Bakanı Igor Ivanov’un, dönemin ABD Dışişleri Baka-nı Madeleine Albright’a verdiği bir mektupla resmîleşmiş oldu. Önerilen antlaşmaya göre, BM Güvenlik Konseyi Daimi Temsilcisi olan iki ülke karşılıklı olarak birbirlerinin Çeçenistan ve Irak’ta sürdürdükleri işgal ve soykırımlara göz yumacaklardı. Böylece özellikle 11 Eylül sonrasında ayyuka çıkan ve bugün hala dünyanın dört bir tarafında masum insanların öldürülmesine sebep olan ‘terörizmle mücadele’ söylemi üzerinde ağız birliği edilmiş oluyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir