Rus-Çeçen çatışmasında Türkiye’nin etkeni

Rusya ile Çeçenler arasındaki gerginlikler 18 yüzyılın sonlarında başlamıştır ve Çeçenler bu yıllardan itibaren isyan hareketlerine katılmışlardır. Fakat Ruslar ile Çeçenler arasındaki en büyük çatışmalar Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bölgedeki etnik grupların kendi bağımsızlıklarını ilan etme isteği ile ortaya çıkmıştır. Çeçenistan, bağımsızlığını 1991 yılında ilan etmiştir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla beraber bölgede bir etnik çeşitlilik yaşanmış ve bu etnik kimliklerin çoğu, bağımsızlığını ilan etmiştir. Birliğin dağılmasından sonra özerklik verilen etnik yapılar bununla yetinirken Çeçenistan bağımsızlığın hakkı olduğunu dile getirerek bağımsızlığını ilan etmiştir. Rusya, içerisinde var olan diğer etnik kimliklerin de bağımsızlık isteyeceğini öngörüp Çeçenlerin bağımsızlık isteğini reddetti. Sonra anlaşmazlıklar büyüyerek savaşa döndüler. İki Çeçen savaşı yaşanmış, ilki Aralık 1994’te başlayarak Ağustos 1996’ya kadar sürmüş, ikincisi ise 1999’da başlayarak 2009’a kadar sürmüştür.

O zamanlar Türkiye Kafkas bölgesi üzerine nasıl politikalar ortaya koyuyordu ve Çeçenistan sorununa ilişkin bakış açısı nasıldı ? Soğuk Savaş boyunca Ankara’nın Batı dünyası için en önemli özelliği, Rusya’ya komşu ve Batı yanlısı bir ülke olmasıdır. Soğuk Savaş döneminde Türkiye Batı blokunun bir ülkesi olarak dış politikasını ona göre yürütüyordu, yani bağımsız şekilde hareket edemiyordu ve adımlarını Batı blokuyla uyumlaştırıyordu. Soğuk Savaş’ın sona ermesi Türkiye açısından çok ciddi bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Türkiye Sovyetler Birliği’nin dağılması ile kendisini bölgedeki yeni oluşumlar ve bundan doğan fırsat ve risklerle karşı karşıya bulmuştur. Soğuk Savaş’ın bitimiyle birlikte Türkiye Batı için önemi azalmış gibi görünüyordu ve kaybettiği önemini yeniden kazanmak için Kafkasya’da aktifleşerek etkisini artırmak istedi. Üstelik Kafkasya, Türkiye’ye enerji dâhil olmak üzere yeni kaynaklara ulaşabilme imkânı, ekonomik ve ticari fırsatlar sunacaktı. Ayrıca Sovyetlerin dağılmasıyla Türkiye’de Türkçü ve İslamcı hayaller de yeniden depreşmeye başladı. Özellikle dönemin başkanı Turgut Özal’ın “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” Türk Dünyası’ndan söz etmesi sağ çevrelerde büyük heyecan yaratmış. Kafkasya, büyük Turan kurma hayalinin hayata geçmesi için koridor olarak hizmet edecekti, hatta bazı bölgeleri şunun içine dahil olacaktı.

Çeçenistan sorununa Türkiye’nin bakışaçısı iki savaş döneminde de aslında aynı seyiri izlemiştir. Türkiye, Ru-Çeçen iki savaşında da çeçenlere yardım etmiştir, fakat ilk savaşında açık şekilde, ikincisinde ise üstü örtülü şekilde. Çeçenistan ilk savaşında hem Türk hükümeti, hem Türk halkı Çeçenistan’dan yana olup gerek manevi, gerek ekonomik, gerekse askeri destek verdiler. Türkiye’de özellikle milliyetçi kesimler Çeçenistan sorununu ‘İslami Cihadı’ olarak gördüler ve bu bağlamda protesto gösterileri düzenleyerek Çeçenlerin yanında olduklarını ilan ettiler. Ama Türkiye’den Çeçenistan’a verilen deteğin aslan payı Milliyetçi Hareket Partisi’ne bağlı “Bozkurtlar” diye bilinen ırkçı oluşumların oldu. O zamanlarda hükümet, Miliiyetçi Hareket Partisi’ne bu işleri başa çıkarmak için devlet bütçesinden para veriyordu. Bozkurtlar, Türkiye’nin Çeçenistan’ı siyasi olarak tanıması için lobicilik faaliyetlerin yanı sıra, pek çok girişimde de bulundular. Bozkurtlar Cahar Dudayev’e silah tedarik ediyordu. Օnların yaptığı faaliyetlerin etkinliğinden dolayı Türkiye’de milliyetçi kesimler mobilize edilerek 50’li veya 60’lı kişilik gruplar halinde Ruslara karşı savaşmak üzere Çeçenya’da bulunan kamplara gidiyorlardı. Bozkurtlar, gençleri Çeçenistan’da savaşmaya götürecek bağlantı ve yolları tesis ediyordu. Bu itibarla İstanbul’da resmi olmayan ancak adeta tam teşekküllü bir ‘büyükelçilik’ gibi faaliyet gösteren lokasyon merkezi bulunuyordu ve bu merkez ‘Milliyetçi Hareket Partisi’ tarafından finanse ediliyordu. Bu merkezler kanalıyla Türkiye’de gerekli bağlantılar kuruluyor ve Çeçenya’daki mücadeleye her türlü yardımın sağlanması adına faaliyetler yürütülüyordu. Bu bağlamda Çeçenistan’da savaşan çok sayıda Türk vatandaşı ve Kuzey Kafkasya kökenli Türk vatandaşlarının savaştığı kulaktan kulağa aktarıldı. Çeçen savaşında çeçenlere Azerbaycan da büyük ölçüde destek verdi, hatta Türtkiye’nin yardımı Azerbaycan sayesinde oluyordu. Çeçen ilk savaşından önce Cahar Dudayev’in Azerbaycan’a gittiğinde Heydar Aliyev savaşta Ruslara karşı onlara yardım edeceğine dair söz vermişti. Türkiye’nin Milli İstihbarat Teşkilatı’nın yardımıyla Azerbaycan’da militanlar hazırlamak için kamplar kurulmuşlardır. Azerbaycan’da, Güzdek kasabasında Bozkurtlar adıyla kampı, Çeçen askeri pilotlar hazırlamak için Balakan bölgesinde bir eğitim merkezi, Bakü’nün taşrası Şihovo’da Alfa adıyla özel okulu ve sabotaj- keşif timleri hazırlamak için bir sıra eğitim merkezi kurulmuşlardır. Rusya, Azerbaycan-Rusya sınırından militanların Rusya’ya sızmasını engellemek için hatta bir dönem Azerbaycan ile sınırını kapatmıştır. Türkiye’nin, o dönemlerde İstanbul’da bulunan bir parka “Dudayev Parkı”, yine benzer şekilde Bursa Gürsu’da Dudayev parkı isimlerinin verilmesi, Ankara’da bulunan Beşevler Meydanına “Cahar Dudayev Meydanı” adlarının verilmesi Türkiye’nin Dudayev’i Çeçenistan’ın milli kahramanı olarak tanımasının kanıtıdır. Yine bu minval üzere Cahar Dudayev’in Ankara’da Başbakan düzeyinde iki kez kabul edilmesi de bu durumun başka bir kanıtıdır.

Rusya’nın, Türkiye’nin bu yaptıklarına karşı nasıl tepki vermesi merak konusu. Ruslar Türkiye’nin Çeçenlere yaptığı yardımlara karşılık, Türkiye’ye karşı PKK’yı koz olarak kullandı. Türkiye’nin izlediği politikalara mukabil Rusya PKK sorununa yaklaşımı ile Türkiye’nin Çeçenya’ya yaklaşımı arasında bir paralellik ve hatta benzerlik kurulabilecek adımlar attı. Bu bağlamda Rus lideri Boris Yeltsin’in o zaman için tarihe geçecek olan, “Kendi evi camdan olan kişinin komşunun camına taş atması hiç mantıklı değildir.” sözü bu durumu gayet net bir şekilde açıklamaktadır. O zamanlar Rusya kendi toprağında da Kürtleri desteklemeye başladı ve Rusyada birçok Kürt derneği açıldı. Türkiye Rusyanın Kürtlere verdiği bu destekten korkarak ve durmun daha da tırmandırılmaması için geri adımlar atmaya başladı. Bu itibarla Şubat 1995’te ülkeler bir niyet göstergesi olarak Kürt ve Çeçen meselelerine müdahale etmekten kaçınacaklarını belirttikleri, terörizm ve organize suçlara karşı işbirliğini öngören bir güvenlik protokolü imzalamışlardı. Ama imzalandığı protokol Türkiye tarafından Çeçenlere, Rusya tarafından da Kürtlere verilen desteğin bitirilmesini sağlayamadı. Sadece Rusya ve Türkiye arasında Hükümet düzeyinde karşılıklı yaklaşımlar birbirine karşı ciddi mahiyette tedbirli ve temkinli olmaya başladılar.

1999 yılının yazında başlayan Çeçenistan ikinci savaşı sırasında Türkiye Çeçenlere detsek vermeye devam etti, fakat daha çekingen ve dikkatli bir tavır takındı. Bu iki nedene bağlı olarak açıklayabiliriz. İlki Türkiye’nin Bülent Ecevit döneminde yaşanan Ağustos 1999 depremi ve sonrasındaki ‘büyük ekonomik’ bunalıma kısmen de olsa bağlayabiliriz. İki ülke de birbirleriyle ticari-ekonomik alanında büyük ölçüde işbirliği yapmaktaydı ve ilişkilerin daha da bozulması iki tarafı da büyük zararlara uğratacaktı, dolayısıyla taraflar en son yaşanan uçak krizden sonra olduğu gibi gerginliği sakinleştirmeye çalıştılar. Nitekim Ecevit o dönemde Rusya’ya gittiğinde ekonomik ilişkileri geliştirmek adına bir takım görüşmelerde bulundu. İkincisi ise Rusya’nın PKK kartını Türkiye’ye karşı oynaması durumudur.

Türkiye’nin Kafkas politikası Osmanlının devamı olarak günümüze kadar süregeldi. Türkiye, Kafkasya’da etkisini artırma ve sağlama amacının karşısında eskiden Çarlık Rusya’sı sonra Sovyetler Birliği şimdi de Rusya Federasyonunu bulmuş. Kafkasya sahip olduğu doğal kaynaklar ve jeopolitik önemi nedeniyle tarih boyunca çıkar çatışmalarının yaşandığı bölge olmuştur. Kafkasya, Rusya için Avrupa ile Orta Asya arasında bir geçiş köprüsü olmasının yanında, Karadeniz ve Hazar denizine kıyısının olması sebebiyle ve Rusya’nın Karadeniz, Boğazlar ile Akdeniz yoluyla Süveyş Kanalı’na inebilmesine imkân sağlaması yönünden stratejik bir öneme sahiptir, dolayısıyla Rusya’nın stratejik menfaatları açısından son derece önemli jeopolitik bir bölgedir. Rusya Kafkasya’yı kaybetmemek için ayrılıkçı eylemlere asla izin vermez ve tehlike gerçek olmaya başlasa bu tehlikeye katkıda bulunanlara sadece sert tepki vermekle kalmaz. Türkiye ve Rusya, ticari-ekonomik işbirliğinden büyük gelirler aldığı için aralarındaki gerginliklerin tırmandırılmasını istemiyorlar. Bölgedeki çatışmalarda takınacağı tutum Türkiye’nin ticareti ile ekonomisini doğrudan etkileyecektir. Bu bağlamda Türkiye Kadirov sonrası dönemde Çeçenistan’la olan ilişkileri zayıflamıştır. En son yaşanan uçak krizden sonra Kadirov’un Türkiye’yi kınaması bunun en açık göstergesidir. Ancak bölgede bulunan İslami cihatçı gruplara Türkiye’den bazı kesimlerin hâlihazırda destek verdiği iddiası ortaya konulmaktadır.

Bölgede Turkiye ile Rusya’nın menfaatları bazı zamanlarda aynı oluyor, fakat genelde birbirleriyle ters düşüyor ve düşecek, dolayısıyla yüzyıllar boyunca rekabet içinde olmuş ve olacaklar. Yeri geldiğinde Türkiye Çeçen kozunu, Rusya ise Kürt kozunu çekinmeden kullanacaklar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir