Ülkede yakınını kaybetmeyen, evi zarar görmeyen tek bir kişi bile kalmamıştı

SOVYETLER BİRLİĞİ’NİN DAĞILMASI VE BAĞIMSIZLIK İLANI

Mihail Gorbaçov yönetimindeki SSCB, ‘Perestroyka’ ve ‘Glas-nost’ politikalarıyla zaten hiçbir zaman varolmayan Komünist rejimden tamamen vazgeçtiğini ve küresel kapitalist sisteme eklemlenmek istediğini ilan etmiş oluyordu. Böylece 90’lara gelindiğinde Soğuk Savaş da sona ermiş ve dünya ABD’nin hâkimiyetinde tek kutuplu bir yapıya tamamen evrilmişti. Rusya bu süreçte ABD ve AB ülkeleriyle giderek yakınlaştı ve göz ardı edilemeyecek büyük bir ortak olarak küresel hegemonik sistemdeki yerini almak için politikalar üretmeye başladı.
Bu süreç doğal olarak Sovyetler Birliği’nin de sonunu getirdi ve birliği oluşturan devletler tek tek bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar. Kasım 1990’da Çeçen Ulusal Kongresi’nin başkanlığına Cevher Dudayev’in seçilmesinin ardından, Kongre’nin baskıları sonucu 27 Kasım 1990’da Çeçen-İnguş Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Meclisi egemenliğini ilan etti. Bağımsızlık yolunda yeni bir anayasa çıkartılması, demokratik seçimlerin yapılması ve bağımsız bir hükümetin kurulması öncelikli hedefler olarak belirlendi. Dönemin devlet başkanı Boris Yeltsin’in engellemelerine karşın 27 Ekim 1991’de uluslararası gözlemcilerin gözetiminde seçimler gerçekleştirildi ve Dudayev’in partisi Vaynah (Halkımız) seçimleri kazandı. Seçimlerden hemen sonra, 1 Kasım 1991’de de, Çeçenistan, SSCB’den ayrıldığını ve egemen bir devlet olduğunu ilan etti. Yeltsin, bu gelişmenin hemen ardından 8 Kasım’da Çeçen-İçkerya Cumhuriyeti’nde olağanüstü hal ilan etti ve Grozni’ye askerî birlikler gönderildi. Fakat yoğun direniş karşısında Rus birlikleri geri çekilmek zorunda kaldı.
8 Aralık 1991’de birliği oluşturan devletlerden Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya bir araya gelerek Bağımsız Devletler Toplulu-ğu’nu oluşturdular. Bu durum Sovyetler Birliği’nin resmen sonu demekti. Daha sonra Sovyetler Birliği’ni oluşturan devletlerin büyük çoğunluğu da topluluğa katılmıştır.
Öte yandan Rusya, SSCB’nin dağılmasından bir süre sonra geliştirdiği politikalar ve ilan edilen doktrinlerle, eski Sovyet topraklarındaki siyasal, kültürel, ekonomik etkinliğini sürdürmek niyetinde olduğunu ortaya koyuyordu. Özellikle 1993 yılında ilan edilen ‘Yakın Çevre Doktrini’, izlenecek bu siyasetin ilanı niteliğindeydi. Birliğin dağılmasıyla bağımsızlıklarını ilan eden devletler de Sovyet rejimi sürecinde yalnızca birlik içinde ilişkiler kurmuş ve dünyaya kapalı bir anlayışa mahkûm bırakılmıştı. Altyapı bakımından da dünya ile ticaret yapma imkânına sahip olmayan bu yeni devletler, zarurî olarak Rusya’nın hâkimiyet sahasında kalmaya devam ettiler. Bu da Rusya’nın küresel kapitalist sisteme eklemlenirken elinde bulundurduğu en önemli koz oluyordu.
Çeçenistan’ın bağımsızlık ilanı, daha önce Sovyetler Birliği’ni oluşturan cumhuriyetlerle yapılan antlaşmalara ve uluslararası yasalara göre meşru olmasına karşın, Çeçenistan hiçbir devlet tarafından tanınmadı ve Rusya’nın siyasî, ekonomik ve askerî alandaki baskılarına maruz kaldı. ‘Rusya Federasyonu Antlaşması’nı imzalamamış olmasına karşın Rusya, Çeçenistan’ı federasyonun bir parçası gibi görmeye devam etti ve uluslararası camiada Çeçenistan’ı yalnızlaştırmak için baskıcı bir politika izledi. Hatta bu süreçte Rusya, Federasyon Konseyi’nde Çeçenistan’a ayırdığı iki sandalyeyi boş tuttu. Rusya böylece Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde Baltık devletlerine tanıdığı hakkı Çeçenistan’a tanımadı ve Çeçenistan’ın bağımsızlığı dünya kamuoyunda kabul görmedi. Bu tablo Çeçenistan ve daha geniş ölçekte Kafkasya’nın Rusya için jeopolitik ve jeostratejik açıdan büyük önem taşıdığını gösteriyordu. Rusya’nın Çeçenistan üzerindeki bu politikalarının asıl nedeni, yüzyıllardır devam eden Kafkasya hâkimiyetini kaybetme ve Çeçenistan’ın federasyonu oluşturan diğer unsurlara örneklik teşkil edeceği endişesiydi.

DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE BİRİNCİ İŞGAL (1994-1996)

Rusya, Çeçenistan’da olağanüstü hal, ambargo ve politik baskılar yoluyla izlediği bu uygulamalar sonuç vermeyince, önce Dudayev iktidarını devirmek için uğraştı, başarı sağlanamayınca da 11 Aralık 1994’te Çeçenistan’a askerî müdahale başlattı. Dönemin Rusya Savunma Bakanı Graçov, işgalin çok kısa süreceğini, Grozni’nin iki saatte, tüm Çeçenistan’ın ise 2 günde düşeceğini iddia etti. Ancak işgal sanıldığı gibi kolay olmadı ve 2 sene sürdü. Bu süreçte Amerikan gizli servisi NSA’nın uydu telefonunu dinleyerek tesbit ettiği Dudayev’in yeri ile ilgili bilgiyi Ruslara vermesinden sonra düzenlenen suikast sonucu Dudayev, 21 Nisan 1996’da hayatını kaybetti. 5 Ağustos 1996’da Çeçenler Grozni’yi yeniden ele geçirdiler ve Rusları antlaşmaya zorladılar. 31 Ağustos 1996’da imzalanan Hasavyurt Antlaşması ile Çeçenistan’ın statüsü meselesinin 31 Aralık 2001’den önce çözüme kavuşturulması karara bağlandı. Ocak 1997’de yapılan seçimleri Aslan Mashadov kazandı ve Çeçe-nistan’ın yeni cumhurbaşkanı oldu.
1994-1996 yılları arasında devam eden ilk savaşta yaklaşık 100 bin Çeçen hayatını kaybetti ve yaklaşık 400 bin Çeçen de mülteci konumuna düştü. Bu korkunç can kayıplarının dışında ülke de harap olmuş, bütün altyapı tesisleri, kamu binaları, yaşam alanları, ibadethaneler, eğitim kurumları ve doğal alanlar tahrip edilmişti. Nüfusu 1 milyon civarında olan bir ülke için bu tablo, ülkede savaştan etkilenmeyen, bir yakınını kaybetmeyen, evi zarar görmeyen tek bir kişi bile kalmadığını ortaya koymaya yetiyordu.

ULUSLARARASI HUKUKA GÖRE BAĞIMSIZ, FAKAT TANINMAYARAK YOKSAYILAN BİR ÜLKE

1997’de Aslan Mashadov’un seçimleri kazanmasının ardından 30 Ağustos 1996’da imzalanan ve Hasavyurt Sözleşmesi olarak da geçen ‘Rusya Federasyonu ve Çeçen Cumhuriyeti Karşılıklı İlişkiler Temelini Belirleme Prensipleri Antlaşması’ gereğince 12 Mayıs 1997’de ‘Rusya Federasyonu ve İçkeriya Çeçenya Cumhuriyeti Arasında Barış ve Karşılıklı İlişkiler Hakkında Antlaşma’ imzalandı. Çeçen tarafı bu antlaşmanın uluslararası hukuk ve uygulamalara göre Rusya’nın aslında Çeçenistan’ı bağımsız bir millî devlet olarak tanıdığını kanıtladığını ileri sürdü. Ancak Afganistan dışında hiçbir devlet ya da uluslararası kuruluş Çeçenistan’ı bağımsız bir devlet olarak ta-nımadı.
Rusya 1998’de bazı şeriat uygulamalarını ve adam kaçırma olaylarını gerekçe göstererek Çeçenistan’ın bazı bölgelerini vurmakla tehdit etti, ancak yine de Çeçenistan’a federasyonun üyesi olması için teklif götürüldü. Bu süreçte Çeçenistan’da bağımsız bir İslam devleti kurulması ihtimalinin Rusya’yı oldukça tedirgin ettiği ve bu duruma önlem almaya ittiği söylenebilir. Zira Orta Asya’da Tacikistan ve Özbekistan’daki İslamî hareketin giderek güçlenmesi ve başarılı bir Çeçenistan deneyiminin bu hareketlere ilham verebileceği kuşkusu, Rusya’nın, Çeçenistan’ın bağımsızlığını tanımamasının en önemli nedenlerinden biridir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir