Uluslararası kuruluşlar soykırıma duyarsız kaldı

BM, Çeçenistan’ı 10 yıl içerisinde 2 kez işgal eden ve dünyanın gözü önünde yüzbinlerce insanın ölümüne sebep olan Rusya’ya hiçbir yaptırımda bulunmadı, ‘kınama’ ve ‘uyarı’ gibi bazı sembolik tepkiler dışında sürece müdahil olunmadı. Böylece BM bir kez daha bağımsızlığı, tarafsızlığı, samimiyeti ve işlevselliği ile ilgili bir sınavdan daha kalmış oldu.
Rusya, önceleri Çeçenistan’da yaşananları gözlemlemeleri için bağımsız komisyonlar kurulmasına istekli olduğunu söylüyordu. Fakat BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Mary Robinson’un Mart 2000’de gerçekleştirdiği ziyaret tam bir karartma ve kandırmacadan ibaretti. Ziyaret esnasında Robinson’un gözlem yapmak sebebiyle gitmek istediği pek çok yere götürülmediği daha sonra ortaya çıktı, fakat Rusya bu iddiayı reddetti.
Öte yandan Robinson’un üst düzey yetkililerle görüşme talepleri de hava muhalefeti nedeniyle iptal edildi. Fakat Rusya tarafından uygulanan bu diplomatik manevralara BM’nin hiçbir yanıtının olmaması daha büyük bir fiyasko ola-rak kayıtlara geçti.

İŞGALİN GEREKÇELERİ

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra pek çok ülkenin bağımsızlığını ilan ettiği bir dönemde Çeçenistan’ın bağımsızlığının hem Rusya tarafından, hem de dünya kamuoyu tarafından kabul görmemesinin ve Rusya’nın Çeçenistan’ı işgal ederek 20. yüzyılın en büyük soykırımlarından birini gerçekleştirmesinin birkaç önemli sebebi bulunmaktadır.
Bunların ilki, hiç kuşkusuz Kafkasya coğrafyasının Rusya için tarih boyunca taşıdığı büyük önemdir. Çeçenistan da Kafkasya coğrafyasının çok önemli bir noktasında jeopolitik ve jeostratejik önemi bulunan bir devlettir. Böylesine kritik bir bölgede, Rusya’nın yüzyıllardır görmek istemediği bir devletin kurulması fikri Rusya’ya hiçbir zaman kabul edilebilir gelmemiştir. Öte yandan Rusya, güney sınırlarını kontrol altında tutmak için de Çeçenistan’a büyük önem veriyordu. Özellikle aynı coğrafyada bulunan ve Sovyetler’den ayrılarak bağımsızlığını ilan eden Gürcistan ve Azerbaycan gibi ülkelerle benzer sorunlar yaşamak istemiyordu.
Çeçenistan işgalinin ikinci nedeni ise ekonomiktir. Zira Çeçenistan önemli bir petrol üreticisidir ve kritik bir güzergâh üzerinde boru hatlarına sahiptir. Savaş öncesi dönemde yılda 22 milyon ton petrolün çıkartıldığı Çeçenistan’da, Azerbaycan ve Kazakistan’dan gelen önemli boru hatları da bulunmaktadır.
Rusya’nın petrol ihracında üç boru hattı alternatifi bulunmaktadır: Bunlardan birincisi Azerbaycan-İran ve Türkiye üzerinden Akdeniz’e ulaşan Bakü-Ceyhan Boru Hattı, ikincisi Gürcistan üzerinden Karadeniz’e taşıma yapılması, üçüncüsü ise petrolün Çeçenistan üzerinden Karadeniz’de Rusya sınırları içerisinde bulunan Novorosisk Limanı’na ulaştırılmasıdır.
Bu alternatiflerden Rusya için en düşük maliyetli ve en yüksek kar getirecek olanı üçüncüsüdür. Ancak bu ihtimalin hayata geçirilebilmesi için de Çeçenistan’daki Rus hâkimiyetinin sağlanması gerektiği açıktır.
Rusya’nın Çe-çenistan’ı yalnızca sahip olduğu petrol rezervleri için değil, petrol taşımacılığındaki kritik konumu sebebiyle de önemsediği söylenebilir.
İşgalin ve soykırımın bir diğer önemli sebebi ise Çeçenistan’da varolan İslamî dinamiklerin giderek güçlenmesi ve bölgedeki diğer unsurlar için örneklik teşkil etmesi ihtimalidir. Nitekim bu coğrafyada gerçekleşecek başarılı bir Çeçenistan örneğinin, Kafkasya ve Orta Asya’da yer alan diğer devletler ya da hareketler için örneklik teşkil etmesi kuvvetle muhtemeldir. Böyle bir durumun Rusya’nın uzun vadede bölgesel ve küresel aktörlüğüne önemli sıkıntılar doğuracağı açıktır. Çeçenistan halkının köklü bir İslamî bilince sahip olduğunu, İslami bir yaşam tarzının yerleşik olduğunu söylemek pek mümkün değildir.
Buna rağmen hamâsî duygularla motive olan, işgal sırasında Rusya’nın soykırım uygulamalarıyla İslamiyet’e daha çok sarılan Çeçen halkının bölgede bir dinamizm yaratma ihtimali Rusya’ya her zaman tedirginlik vermiştir.
Öte yandan Rusya iç politikada Çeçenistan’da sürdürdüğü işgali her zaman kullanıyordu. İlk işgal Boris Yeltsin’in prestijini arttırmaya ve yeniden başkan seçilmesine yararken, ikinci işgal Yeltsin’in veliahtı olarak kabul edilen Vladimir Putin’in sahne alarak kısa süre sonra gerçekleştirilecek seçimleri kazanması sağlamıştır. Bu konuda Dr. Aslanbeg Kadıyev şu yorumu yapmaktadır:
“Birinci Çeçen savaşının siyasal amacı, Boris Yeltsin’in popülerliğini arttırmak ve onu 1996’da tekrar başkan seçtirmekti. Bu ikinci savaşın nedeniyse, eski bir KGB ajanı ve başkan Yeltsin’in veliahtı olan başbakan Vladimir Putin’in gelecek seçimlerde başkan olmasını sağlamaktır. Bu yılın baş-larında Rus kentlerinde bombalanan apartmanlar Rus işgalini haklı göstermek amacıyla kullanılmıştır.”

GERÇEK BİR SOYKIRIM HAREKETİ

Dünya devletlerinin ‘Rusya’nın iç sorunu’ olarak görmeyi tercih ettiği, uluslararası kuruluşların görmezden gelerek zemin hazırladığı, Rusya’nın da ‘terörle mücadele’ söylemiyle meşrulaştırmaya çalıştığı işgal sürecinin aslında tam bir soykırım olduğu açıkça ortadadır.
İşgal sürecinde Çeçenistan’da bulunan Amerikalı gazeteci Thomas Goltz, gözlemlerinden hareketle kaleme aldığı ‘Chechnya Dairy/Çeçenistan Günlüğü’ adlı eserinde bu konudaki düşüncelerini şu sözlerle dile getirmektedir:
“Aslında, pek çok Çeçen ‘birinci’ ve ‘ikinci’ savaşlar arasında herhangi bir ayrım gözetmez. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bugüne kadarki dönemin tamamına Rusya’yla nicedir devam eden soğuk, serin, ılık ve sıcak çatışma gözüyle bakar, Çeçenleri yeryüzünden silme girişiminin, neredeyse her 50 yılda bir tekrarlanan, en son halkası olarak tanımlarlar. Tek kelimeyle soykırım. Bu bakış açısına katılıp katılma-dığımdan emin değilim, ama çoğu Çeçen’in inandığı budur. Hem 100,000’in üzerinde sivil ve savaşçının öldüğü hem de hayatta kalanların tamamının mülteci olmaya zorlandığı veya viraneye çevrilmiş kentlerinin, kasabalarının ve köylerinin harabelerinde münzevi bir hayat yaşamaya mecbur bırakıldıkları, geçen on yıl içerisindeki toplumsal tecrübelerine bakacak olursak, böyle bir şeye inandıkları için onları suçlamak haksızlık olur.”
Fatma Tunç Yaşar ise yaşanan sürecin bir milletin varoluş mücadelesi olduğunu vurgulayarak şunları söyler:
“Çeçenistan’da yaşananlar, değişen uluslararası konjonktür ile bağlantılı olarak farklı şekillerde algılanmıştır. Oysa Çeçenistan sorunu ne milliyetçilik akımlarının etkisiyle ortaya çıkmış etnik bir çatışma, ne de 11 Eylül sonrası ifade edildiği şekliyle bir terörle mücadele operasyonudur. Tarihsel süreç Çeçenistan’daki sorunun; din, dil, etnisite ve coğrafi aidiyet unsurlarını bir arada barındıran bir var oluş mücadelesi olduğunu göstermektedir.”
Rusya’nın Çeçenistan’da gerçekleştirdiği soykırımı farklı boyutlarıyla tanımlayan Haleddin İbrahimli, soykırım olgusunun yalnızca insanları katletmek anlamına gelmediğini hatırlatır:
“Soykırım, ahalinin yalnız fiziki olarak yok edilmesi değildir. Eğer bir halk kendi toplu, geleneksel yaşama imkanlarını kaybediyor, toplu şekilde öldürülüyor, etnodemografik facialara sürükleniyorsa, demek ki soykırıma mahkum edilmiştir. Çeçenler artık eski yerleşim birimlerini, normal yaşam koşullarını kaybetmişler, Rusya bu halk sanki kuş gibi ağaçta, balık gibi suda yaşamayı teklif ediyor. Onların dağıttıklarını onarmak isteği ve gücü ise yoktur. Mevcut durum, Çeçen varlığının ortadan kaldırılmasını, maksimum derecede azaltılmasını, bir milletin kökünün kurutulmasını ortaya koyan acı bir gerçektir. Bu, gerçek bir jenosittir”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir