Ya esaret ya ölüm

Anna Politskovkaya verdiği röportajda tarihe bir cümleyle not düşer:

“Vali, vsiekh prikyorem.”

Putin’in Çeçenistan üzerine kalın bir sis perdesi indirdiği günlerde katliamları yazmaya devam edip, kararlılığı yüzünden 4 kurşunla infaz edilen bir gazetecinin tanıklığıdır bu:

“Rusya askerlerini gönderirken onlara şunu anlatıyor: Her şeyden bunaldınız mı? Sınırlar olmadan yaşamak ister misiniz? Stresinizden kurtulmanın çaresini mi arıyorsunuz? Eğlenin o zaman. Çeçen maymunlar orada yaşıyor. Ne isterseniz yapabilirsiniz. Askeri cezadan korkmanıza gerek yok. Komutanlarınızın dediği gibi ‘vali, vsiekh prikroyem’ (İstediğinizi yapın, biz örtbas ederiz).”

Kafkasya’da yaşananlara seyirci kalmayan herkesin sonu aynı neredeyse. Yatakta ölümün lüks olduğu bir kader.

Direnişiyle bütün Kafkas halklarına umut olan Şeyh Şamil’le adaş Şamil Basayev de ismine layık yaşamaya gönüllü:

“7 sülalem Ruslarla savaşarak bugüne geldi. Bundan sonra da Çeçenler bağımsızlığa kadar savaşacaklar. Çocukluğumdan beri savaş görüyorum. Bağımsızlığı görene kadar da seve seve savaşırım. Savaşmak zor değil. Asıl zor olan elinizden bir şey gelmeden yaşlıların, sivillerin, çocukların uçaklardan yağan bombalarla öldüğünü görmek.”

Doğumu 14 Ocak 1965. Stalin’in Çeçenleri vagonlara doldurup Sibirya’ya sürmesinin üstünden 21 yıl geçmiş. 1990’lara kadar süren siyasi durgunluk yılları. Genç Şamil Çeçenistan’ın yüzyıllara yayılan zorlu tarihinin bu kısa sakinlik zamanlarında büyüyor.

Sonrasında araştırmacıları “kahraman mı terörist mi” kavgasına düşürecek hayat hikayesinin o günlerine “mutlu” denilebilir mi? Bu sorunun cevabını 1860 yılında arayalım.

Ruslara 25 yıl kök söktüren Şeyh Şamil’i esaret günlerinde sarayında ağırlayan Rus Çarı II. Aleksandr bir kiliseyi örnek gösterip “Bizim mabedlerimizin ihtişamı karşısında sizinkiler niye bakımsız, harap” diye sorunca Şeyh Şamil yanıt vermek yerine Zilzâl suresini okumaya başlar. Daha sure bitmeden, bulundukları sarayın tavanından bir parça düşer. Çar ve beraberindekiler endişeyle bakarken, Şeyh Şamil döner ve “Bizim camilerimiz haşyeti taşımakta zorlandığından bakımsızdır, ilgisizlikten değil” der.

İslamiyet bu toprakların temel taşı. Şamil Basayev’in Sovyetler Birliği’nde geçen çocukluğu da Müslümanlara tahammülsüz Rusların hikayelerini dinleyerek şekillenecek, kimliğini İslamiyet ve Çeçenlik mayalayacak. O yüzden gençlik yıllarında bir süre Moskova’da mühendislik okuyup, İstanbul’da yaşayan Basayev Sovyetlerin dağılmasıyla beraber müslüman kimliğini merkeze alıp hayat hikayesinin rotasını belirlemesine şaşırmak mümkün mü?

Bambaşka yerlere savrulmuş Çeçenlerin anavatana dönüş süreci, 90’lar. SSCB’deki generallik görevinden istifa edip Çeçenistan İçkerya Devleti’nin bağımsızlığını ilan eden Cevher Dudayev sesini dünyaya duyurmak istediği zaman yanında Basayev’i bulur. Dört arkadaşıyla beraber Dori Havaalanı’ndan kaçırdığı uçağı Ankara Esenboğa Havaalanı’na indirir, yolcuları serbest bırakır. O günlerde Gürcistan’ın işgal edince Abhazya’ya gider, savaşmaya burada devam eder.

Çeçenistan’ın bağımsızlık ilanına tepki vermekte geciken Rusya, içerideki sorunlarını halleder halletmez gözünü petrol ve doğalgaz hatlarının üzerinde bulunan coğrafyaya çevirir. Abhazya’daki savaşta gösterdiği başarılarla askeri alanda rüştünü ispatlayan Basayev için kesintisiz savaş dönemi böyle başlar.

Bundan sonrasını anlatanlar, Basayev’in hayatını baskınlar, çatışmalar, savaşlarla anıyor.

Madalyonun öbür yüzündeyse düşmanı tarafından yok edilmeye azmedilmiş bir adamın ve ulusun mücadelesi var. 2005’te ikinci eşi Ruslar tarafından esir alındığında “İsterseniz öldürebilirsiniz, onlar şehit olacaklarını biliyorlardı” demiş. Vedeno’daki evinde ailesinden eşi ve çocuklarının da aralarında olduğu on bir kişinin bombardımanla öldüğünü not düşelim. Bunu nasıl karşıladı? Elimizde yalnızca kardeşi Şirvani Basayev’in ölümünün ardından 1 hafta ortaya çıkmadığı rivayeti var. Tarih acıları yazmıyor.

Budenovsk Hastanesi baskınını Rusya’da insan hakları için varlık gösteren Memorial’den Aleksander Çerkasov anlatsın:

“Özel harekât timleri hastaneye taarruz etti ama başarısız oldu. Çeçenler tedbirliydi. Kovalev ve arkadaşları Basayev’le görüştü. 1500 kişinin serbest bırakılması karşılığında 150 kişi gönüllü olarak rehine olacaktı. Ve o noktada ateşkes başladı. Dönüş yolunda rehineler öldürülmedi, bu bir mucizeydi. Altı ay içinde barış tesis edildi. O dönemde kayıp sivilleri ve askerleri aradım. Çeçen köylerinde yaşadım. Kayıp sivillerle ilgili çalışmalar yaptık, Çeçenlerden çok kayıp vardı, şehirler yaşanmaz haldeydi. Hasarsız bina yoktu. Sonraki yıllarda Putin rejimiyle başlayan saldırıların bugünleri aratacağını bilmiyorduk.”

Basayev de ölümünden kısa bir süre önce verdiği röportajda, yaptıklarını terör eylemi olarak niteleyenlere sesleniyor:

“Budenovsk’u bir gün savaşarak ele geçirdim. Dağlara çıksaydık bombalanırdık. Onlar saldırdığında hastaneleri, doğum evlerini, petrol kuyularını vuruyorlar. Biz zorunlu olduğumuz için hastaneye girdik. Onlar yaşlıları, çocukları öldürürken dünya nerdeydi? Niye terörist demediler? Bana terörist demeleri umurumda değil. Ne yaptığımı Allah biliyor, görüyor.”

Onu tanıyan Bülent Yıldırım da bu algıya dikkat çekiyor:

“İkinci savaş bilinçli olarak Çeçenleri savaşa çekme operasyonuydu. Çeçenistan-Dağıstan sınırları arasında geçişken olan köyler vardı. Orada Çeçenistan mücadelesine destek veren, Çeçenler, Avarlar ve Darginliler yaşardı. Rusya gidip bu köylere saldırdı, yerle bir etti. Şamil Baseyev ve arkadaşları, resmi görevlerini bırakarak, milis güç olarak bu köylere yardıma gitti. Rusya, ‘Çeçenistan Dağıstan’a girdi’ diye propaganda yaptı ve buna Türkiye’deki kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşları, siyasetçilerimiz, herkes inandı. Çeçen halkını yalnız bıraktı. Bazen diyorum acaba o şehit edilen Çeçen halkının ahı mı tuttu şu anda.”

Dünyaya rağmen O, halkının kahramanı. Rus kuşatması altındaki Caharkale’den* halkı tahliye ederken kalan tek yolu, mayınlı araziyi seçen Basayev ve askerlerinin öne atılmasını unutmu­yorlar. Askerler yuvarlanıp mayınların patlamasını sağlamış. Basayev de bu yolda ayağını kaybetmiş. Doktoru Hasan Bayev’in anısı:

“Ameliyat masamda Rusların öldürmeyi çok istedikleri ve başında bir milyon dolar ödül olan Basayev vardı. Okul yılları boyunca sessiz ve sürekli futbolla haşır neşir olan çocuğun bugün sakalının altındaki yüzü, kan, pislik ve barut dumanı içindeydi. Ona doğru eğilince, ‘Hasan, sen misin?’ diye sordu. Patlamada kör olmuştu. ‘Önce beni ameliyat etme. Önce genç çocuklarla ilgilen’ dedi. Herhalde kanının yüzde ellisini kaybetmişti. Neredeyse ölüyordu.”

Nihayet, Basayev’in ömrü yatakta son bulmadı. Ama onun hayattan tek götüreceği, özgürlük için ettiği dualar ve dünyanın dört bir yanında camileri dolduranların, gıyabında kıldığı namazlardı.

*Caharkale’ye Grozni ismi Ruslar tarafından verildi. Caharkale, Rusça adını Korkuç İvan lakaplı İvan Grozni’den alıyor.

Kaynak: Gerçek Hayat Dergisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir